Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z

  Biyografi Arama



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör

 Linkler 
   Biyografi Analiz
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Albüm
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 Armağan
 HARİTA
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Film
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri
 Eser

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Süleyman Doğan ( 1965)

akademisyen, yazar



Doç.Dr.Süleyman Doğan, 1965 yılında Aksaray'ın Ortaköy ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini memleketinde tamamladı. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinden mezun oldu (1988). 1995 yılında İngiliz Kültür’ün bursunu kazanarak İngiltere’de, Birmingham Üniversitesinde Politika ve Uluslararası İlişkiler alanında Master Programını tamamladı. Pedagoji felsefesi, psikolojisi, sosyolojisi, teorisi, tarihi ve metodolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla Pedagoji (Eğitim bilimleri) doktoru unvanını aldı (1999). Yine çocuk ve aile eğitimi ve aile sosyolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla Eğitim Sosyolojisi alanında doçent oldu. Devlet Planlama Teşkilatı Ulusal Ajans proje değerlendirmesinde bağımsız (AB) hakemi dış uzmanı olarak görev yaptı (2005–2008). Uluslararası Malezya Üniversitesinde dört ay araştırmacı öğretim üyesi olarak bulundu (2008). Sırasıyla Fırat, Abant İzzet Baysal, İstanbul, Trakya ve Fatih Üniversitesinde çalıştı. 2009’dan beri Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümünde Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Ayrıca özel üniversitelerden Sebahattin Zaim, İstanbul Aydın ve Hasan Kalyoncu Üniversitelerinde de lisans ve lisansüstü dersler vermektedir. “Toplumsal Yapılar ve Tarihsel Dönüşümler” dersi başta olmak üzere, “Eğitim Psikolojisi”, “Eğitim Felsefesi”, “Eğitim Sosyolojisi”, “Anne-baba Eğitimi”, “Aile Sosyolojisi”, “Bilimsel Araştırma Yöntemleri”, “Eğitim Bilimine Giriş”, “Eğitim ve Öğretim Liderliği” ve “Eğitim Politikaları” lisans ve lisansüstü düzeyde verdiği derslerden bazılarıdır.

Doğan, uzun yıllar çeşitli günlük gazete ve dergilerde muhabir, editör ve köşe yazarı olarak çalışmıştır. Moldova, Gagavuz Özerk Cumhuriyeti Meclisi tarafından verilen devlet nişanı sahibidir (2001). Çevre konusunda yaptığı çalışmalarıyla (“Kelaynak Kuşları Zorda” başlıklı çalışması, 2002; “Boğazlarımız Yolcu Geçen Hanı” başlıklı çalışması, 2004) INEPO (Uluslararası Çevre Olimpiyatları Projesi) uluslararası çevre basın ve Jüri özel ödülü kazanmıştır. Gazeteci ve bilim insanı olarak 60 ülkeye seyahat etmiştir. Doğan, “Türkiye Yazarlar Birliği” (1994-), “Türk Felsefe Derneği” (2008-) ve “Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği” (İLESAM, 2010-) üyesidir.

25’i uluslararası olmak üzere 100 civarında bilimsel yayını vardır. Başta TÜBİTAK olmak üzere ulusal ve uluslararası birçok kurum, kuruluş ve dergilere hakemlik ve bilimsel jüri üyeliği yapmaktadır.

Yayınlanmış Kitapları:

Afganistan’da Kim Kazandı? (1993).
Keşmir’den Geliyorum (1995).
Eğitimde Başarının Şartları (1998).
Sivil Demokrasi Çağrısı (Derleme),(1999).
Şimdiki Çocuklar Harika (2001).
Çocuklar Küçük Bir Şey Değildir (2002).
Mutlu Aile Mutlu Çocuk (2003).
Başarıya Yürüyenler (2005).
Varolmanın Yolunda Zengin Olmak (Editör, M. Uyar ve M. Çetin ile birlikte) (2005).
Ailenin Aynası Çocuk (2006).
Ailede Sevgi Eğitim (Editör) (2009).
İnsanlar Konuşa Konuşa (C. Doğan ile birlikte) (2011).



iletişim:
e-posta:dogansuleyman1@hotmail.com, sudogan@yildiz.edu.tr



HAKKINDA YAZILANLAR

Keşmir’den geliyorum, Muhammed Han Kayani, Zaman gazetesi, 14.12.1993.
Zaman yazarlarından kitaplar, Taha Kıvanç, Zaman gazetesi, 21.4.1994.
Süleyman Doğan ve daha niceleri, İrfan Ülkü, Ortadoğu gazetesi, 16.12.1998.
Mutlu çocuklar mutlu ailelerde yetişir, Elif Şahin, Zaman gazetesi, 16.8.2003.
Çok yönlü bir yazar, Dr.Süleyman Doğan, Mahmut Çetin, Biyografi Analiz dergisi, Eylül 2003.
Bir Süleyman var, Süleyman’dan içeru, Muammer Gökçin, Ortadoğu gazetesi, 1.10.2003.
Hayat kullanma kılavuzu, mutlu aile, mutla çocuk, Sefa Kaplan, Hürriyet gazetesi, 5.10.2003.,
Dr.Süleyman Doğan, Aksiyon Dergisi, 29 Aralık 2003.
Dr.Süleyman Doğan’dan, Arslan Tekin, Yeniçağ gazetesi., 29.1.2004
Dr.Süleyman Doğan: “Mutluluğun kaynağı aile” Ahmet Yüter (mülakat) Sur dergisi, Mart 2004.
Mutlu aile için ipuçları, Eğitim Bilim dergisi, Temmuz 2004.
Anne babaların el kitabı, Türk Edebiyatı dergisi, Temmuz 2004.
Dr.Süleyman Doğan’a ödül, aylık Kız Kulesi gazetesi, Temmuz 2004.




Çok yönlü yazar Dr.Süleyman Doğan
MAHMUT ÇETİN
Aylık Biyografi Analiz dergisi, Eylül 2003

Dr.Süleyman Doğan gerek yazı faaliyetleri ile gerek sivil toplum örgütlerinde ortaya çıkan organizatör kişiliğiyle milli kültürümüze hizmet eden kişidir. O bu yapısıyla Fethi Gemuhluoğlu çizgisinde bir aydın portresi çiziyor. Doğan, dış politikadan davranış bilimlerine uzanan geniş ilgi sahasıyla yazdığı kitaplara bir yenisini daha ekledi. Selis Kitaplar’dan çıkan yeni eseri Mutlu Aile Mutlu Çocuk, yeni bir eğitim yılının başlayacağı bir dönemde, anne ve babalara önemli bir kılavuz niteliği taşıyor.

Dr.Süleyman Doğan’ın gazetecilikteki en önemli başarısı, Türk yurtlarında ilk giden gazetecilerden biri olması ve buralardaki izlenimlerini yazılı bir belge haline getirerek tarihe tanıklık etmesindedir. Onun Pakistan, Afganistan, Keşmir, Ortadoğu, Uzakdoğu, Türk cumhuriyetleri ve Rusya ile ilgili yazı ve yazı dizileri yayınlandığı dönemde büyük dikkat çekti. Türk basınında ilk defa Cammu Keşmir ve Burmalı Müslüman Göçmenler kamplarına girmeyi başardı. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının başında ve sonrasında bölgeye adım adım dolaştı. Dr.Doğan’ın gazeteciliği yayında dikkat çeken başka önemli yönü de eğitimciliğidir. O bir akademisyendir. Dr.Doğan birçok işi bir arada yapmayı başarmış örnek bir kişiliktir.



Mutluluğun kaynağı aile
DR.SÜLEYMAN DOĞAN
Aylık Kız Kulesi gazetesi, Temmuz 2004

Batı toplumunda aile mefhumu yok olmak üzere. Türkiye’de ailenin yok olması ve gerçek fonksiyonunu kaybetmesi için çalışmalar yok değil. Bugün Müslüman Türk milletini bozmak için top ve pop adeta bir din gibi sunulmaya çalışılıyor. Bunda en büyük vebal hiç şüphesiz duyarsız ve aile hayatını yıkıcı yayınlar yapan medyanın. Mutluluğun kaynağı para ve teknoloji değildir. Mutluğun kaynağı huzurlu bir ailedir. Mutluluk ve huzurun kaynağı malda, mülkte ve paraya olsaydı en mutlu, mesut ve huzurlu Batı toplumu olması gerekirdi. Elbette para da önemlidir. Ancak tek başına her şey değildir. O nedenle bizim kültürümüzde ‘Mutlu olayımda; soğan ekmek yiyeyim’ deyimi vardır. Batı bireyselleşip, dünyeyileştikce canavarlaşmaktadır. Bunun örneğini fazlasıyla Irak’ta ve Filistin’de görüyoruz. Korkunç ve vahşi cinayetler işlenmektedir. Zaten Batı’nın tarihinde bu tür karanlıklardan geçilmez.

Bizim kültürümüzde merhamet, şefkat ve hoşgörü vardır. Yapılan araştırmalarda toplumumuzda mutluluk oranı hala fazladır. Batılılar buna şaşırıyor. Mutluluğun kaynağı aile ve inancımızda yatmaktadır. Biz öz değerlerimize sağlam tutunduğumuz müddetçe hiçbir kuvvet yıkamaz. Televizyonun çocuk üzerinde çok ciddi olumsuz tesirler yaptığı araştırmalar ortaya koyuyor. Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, ebeveynlerin 2 yaşından küçük çocuklara televizyon izletmemesini ve daha büyük çocuklara en fazla 2 saat televizyon izlettirilmesini tavsiye ediyor.Çok sık televizyon izleyen 1 ve 3 yaş arası bin 300 çocuğun incelendiği araştırmada, 7 yaşına geldiklerinde yüzde 10’unda konsantrasyon, dikkatsizlik ve huzursuzluk problemleri bulunduğu gözlemlenmiş.

Yine Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) araştırmasına göre Türk halkının yüzde 47’si “mutlu”, yüzde 12’si “çok mutlu”, yüzde 5.6’sı “mutsuz”, yüzde 1.7’si ise “çok mutsuz” çıktı. DİE’nin araştırması Türk halkının genel olarak hayatından “mutlu” olduğunu ortaya koydu. Aile yapımızda eş ve çocuklarımız mutluluk kaynağımızdır. Bu durumu son yapılan araştırmalarda görmek mümkündür. Nitekim yukarıda adı geçen araştırmaya katılanlara mutluluk kaynağı sorulduğunda yüzde 29.7’si kendilerini hayatta en çok eşlerinin mutlu ettiğini, yüzde 22.9’u çocuklarının, yüzde 18.5’i sağlıklı olmanın, yüzde 8.9’u sevginin, yüzde 8’i anne ve babasının kendisini mutlu ettiğini belirtti.

Toplum olarak çok çalışmalı ve aile hayatımıza özen göstermeliyiz. Benimde gazetecilik, öğretmenlik ve akademisyenlik sırasında yaptığım araştırmada çocuklar mutlu ve başarılı ise bunun en önemli membaının ailede olduğunu müşahede ettim. O nedenle aile bağlarımızı sağlam tutmak mecburiyetindeyiz. Gerisi laf-ı güzaftır.

Not: Bu konuda geniş bilgi için kitap: Mutlu aile mutlu çocuk, Dr.Süleyman Doğan, Selis Yayınları.



Türkçenin sırları
SÜLEYMAN DOĞAN
Ortadoğu gazetesi, 10 Ekim 2004

Türkçe, tarihinin her döneminde edebiyat dili olmuştur. Bizim ilk yazılı kaynağımız Orhon Yazıtları, Türk edebiyatının söylev türündeki en büyük eserlerimizden biridir. Türkçe asla yetersiz değildir. Türkçe’nin gücünden haberdar olmayan, Türkçe’nin söz varlığından bîhaber kişilerin dili yetersizdir. Milletler ana dillerine özel önem verirler. Çünkü ana dil, milletin varlığı ile doğrudan ilişkilidir.

Türkçe’yi anlama ve sevdirme bakımından Nihat Sami Banarlı’nın ‘Türkçenin Sırları’ isimli eserinde; bir dilin kendine has sesleri ve dil yapısı olduğunu, yabancı dillerden gelen kelimelerin bu seslere ve dil yapısına uyum sağlaması halinde Türkçeleştiğini sayısız güzel örnekler verir: “Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakîr görmek, hele şu veyâ bu politik veyâ ideolojik sebeple dilden atılabilir görmek, en az, onların oluş ve yontuluş tarihini bilmemekten, hattâ sevmemekten doğan büyük bir gaflettir. Çünkü, milletlerin olduğu gibi, kelimelerin de târihi vardır. Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlâtlarını o kelimelerle sevmiş ve bu kelimeleri tâmamiyle millî bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlâtlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler.” (Türkçenin Sırları, Kubbealtı Yayınları, İstanbul, 2004)

Dil üzerine ne kadar dursak yeridir. Çocuklarımızın ufkunu genişletmenin ve başarılı olmalarının yolu dilden ve kelime hazinelerini geliştirmekten geçer. “Büyük adam” olarak anılan kişilerin ve dünyaca ünlü klasik eserlerin ne kadar geniş kelime hazinesine sahip oldukları gözden kaçmayacak bir gerçek. Zengin kelime bilgileriyle dile hakim olan insan, büyük bir güce sahip olur. Kelime bilgisini geliştirmek için ise dilin iyi konuşulduğu ortamlarda bulunmak ve kitap okumak çok önemlidir. Bir dilde bir kavramı ifade için kullanılan kelime sayısı ne kadar çoksa, o dili konuşan milletin o mevzuda o kadar seviyeli bir hayatı var demektir. Mesela, Türkçe’de yiğitlik ifade eden şu kelimelere bakın: Er, eren, yiğit, alp, mert, bahadır, cesur, kahraman, dilâver, yavuz, yaman, arslan, efe, gözüpek, hatta, kabadayı ve deli gibi, Türkçe veya Türkçeleşmiş daha nice kelime, bizde türlü kahramanlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardı. Böyle daha nice kelime ve deyimler vardır ki, mesela: “gözünü daldan budaktan sakınmaz” gibi mecâz olarak böyle mânâlar verir.

Dilimizin güzel sesli, hoş nağmeli kelimelerini zevkle ve severek öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Türkçe belki de tabiatı kendi bünyesine alabilen ve güzel kullanılabilen yegâne dildir. “şırıl şırıl”, “tangır tungur”, “çıtır çıtır”, “şakır şakır”, “hayal meyal” gibi ikilemeler bilmiyorum hangi dilde vardır. “Gül” kelimesi güldürür, “çiçek” kelimesi gül gibi gönlümüzde açar, “gönül” kelimesi güneş gibi rahatlatır, “güneş” kelimesi pırıl pırıl okşayıcı, göz kırpıcıdır. “Göz” kelimesi açık, net ve incedir. Ya Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasını hangi dilde ifade edebilirsiniz? Nasrettin Hoca bir gün ev taşıyacakmış. Bir araba aramış... bulmuş, ...pazarlığa başlamış. Arabacı tüm eşyanın nakli için on lira istemiş. Hoca bu fiyatı çok bularak “Çok istedin evladım, bu kadarcık eşya için o kadar para istenir mi?” deyince arabacı, “Bu kadarcık demeyin Hocam, eşya az değil, bakınız soba var moba var, dolap var molap var, sandalye var mandalye var...” diye saymaya başlayınca, Hoca “pekii” demiş ve razı olmuş. Eşya yerini bulunca, Hoca tutmuş beş lira vermiş! Arabacı sormuş, “Hocam paranın yarısını niye kestiniz!?” Hoca cevabı vermiş, “Evladım sen de eşyanın ancak yarısını getirdin! Sandalye geldi, mandalye nerde? Soba geldi, moba nerde? İngilizce dahil hiç bir dile tercüme edemezsiniz bu hikayeyi.
Güzel dilimiz Türkçe’yi sürekli konuşarak veya yazarak geliştirmeliyiz. Kelimeleri canlı tutmanın tek yolu da budur. Alman filozofu Heidegger’in dil hakkında güzel bir sözü var: “Dil insanın evidir” der. Dil, tıpkı ev gibi bir milletin duygu, düşünce ve hayatının barınağı, korunağıdır. Buradan dil ile insan arasında yakın bir ilişkinin olduğunu anlayabiliriz. Bu sebeple dili, tarihten, kültürden, toplumdan ayıramayız.

Kültürün temeli olan dil bir milletin tarihi ile de yakından ilgilidir. Dil, edebiyat, ve genellikle kültür kavramına giren her şey, tarih boyunca gelişmiş, bize tarihten miras kalmıştır. Tarih hakkında bilgi, öğrenme yoluyla elde edilir. Kendi tarihini öğrenmeye ihtiyaç duymayan, onu bilmeyen genç kuşaklar, içlerinde milletine karşı canlı bir ilgi ve sorumluluk duygusu da hissetmezler. Buradan hareketle çocuklarımıza evvelâ kendi dilini, daha sonra da tarihini yeteri derecede öğreterek, bir “tarih bilinci”ne ulaşmalarını sağlamak çok faydalı olacaktır. Tarihin içinden gelmeyen hiçbir şey olgun değil. Bu yüzden tarihimize de yabancı kalmamak gerek. Tarihten gelen kültürel değerlerimizi ise ancak anadilimizle koruyabiliriz. Şunu da hatırlatalım ki, kültürümüzü, tarihimizi, edebiyatımızı anlamak için anadilimizi öğrenmek ve geliştirmek, yaşadığımız ülkenin dilini iyi derecede bilmeye engel değildir.



YORUM

Mesnevi’den Pedagojik Telkinler
Doç.Dr.Süleyman DOĞAN

Kimse darılmasın ama bu yazımda Selis Kitaplar arasından çıkan “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” isimli kitabımdan sözedeceğim. Mevlana veya Mevlana Celâleddin Rûmî olarak bilinen büyük Türk düşünürü Celâleddin Muhammed, 30 Eylül 1207’de Horasan yöresindeki Belh (bugün Afganistan sınırları içinde yer alıyor) şehrinde doğdu. Babası, kendi çağının büyük mutasavvıflarından ve din bilginlerinden Bahaeddin Veled’dir. Mevlana 17 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat etti. Konya’da Mevlana müzesinin içinde bulunan türbesini her yıl Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce insan ziyaret etmektedir.

Mevlana dünya üzerinde birçok insan tarafından gerek eserleri gerekse sema gösterileri ile tanınmakta ve uluslararası kültüre mal olmuş ilkeleri ile anılmaktadır. Mevlana’yı ve Mesnevi’yi anlamak, Mevlana’nın eserlerinde kullanılan terimlerin ruhunun anlaşılmasıyla mümkündür. Mevlana’nın sözleri bir tasavvuf ruhu ve geleneği içinde anlaşılabilir. Ancak Mesnevi terminolojisi, sembol içinde sembol barındıran bir içyapıya sahiptir. Mesnevi’yi anlamak onun yaşadığı dini ve toplumsal arka planı anlamakla mümkündür.

Mesnevi’nin çağrısını günlük hayatın diliyle anlamak, Mesnevi’nin ruhuna uygun düşmez. Mevlana sembollerle düşündürür. Kelile ve Dimne adlı eserde çok belirgin olarak sunulan sembollerle örülü ve ders veren yapının benzerini Mevlana’da bulmak mümkündür. Kelile ve Dimne’nin hayvan motiflerinin aksine, Mevlana’nın çağrısı insanı yine insan olarak sembolleştirme, başka bir kılıkta hikâyesini anlatmadır. Mevlana’nın çağrısı, tüm sembolleri araç olarak kullanmak suretiyle insana varmaktır. İnsan hikâyelerinden insanlık için dersler çıkar.
Mesnevi’de mükemmel bir anlatım, kıvrak bir zekâ, sağlam bir inanç, sıcak bir sevgi vardır. Uzun yüzyıllar çeşitli kurumlarda binlerce kişiye sevgi yolunu, inanç yolunu, doğru yolu göstermiştir. Günümüzde çeşitli dünya dillerine çevrilen, çeşitli eserlerin yazılmasına vesile olan bu eserin birçok Türkçe çevirileri de bulunmaktadır.

Mesnevi denen birlik ve aşk tufanı eseri ile beşeriyetin karşısına kâh realist bir sanatkâr, kâh tefekkürü ve imanıyla göz kamaştıran bir hâkim, kâh hikmet ve rahmet olarak çıkan Mevlana’yı bizzat kendisinden öğrenmek, başkasından dinlemekten elbette yeğdir. Zira Mevlana Celâleddîn Rûmî’nin Mesnevi’si taşıdığı bir takım özellikleriyle kendisi ile insanlar arasında kurulması lazım gelen köprünün ta kendisidir. Hele dünyanın tehlikeli bir hızla mekanikleştiği bu asırda, Âdemoğlunun tasavvuf ve Mesnevi kültürüne ihtiyacı, şüphesiz her zamankinden daha fazladır. Zira bugün azgın tabiat kuvvetlerini kontrolü altına almış ve hizmetine koşmuş olan insanoğlu, bir yandan da esir ettiği bu zorlu kuvvetler tarafından esir alınmış durumdadır. Öyle ki, teknik araştırma ve buluşlarının gururu ve büyüklük hislerinin gafleti, maddesi ile manası arasındaki kapıyı tamamen kapatmış ve onu dış tabiatının zindanına hapsetmiştir. Kendi kendine yabancı hatta düşman kesilen bu insan, sevgiyi unutmuş, imandan, ihlâstan habersiz kalmış, sonunda da üstüne çöken egoizme teslim olarak, onun emrinde çevresini yıkar döker, ezip perişan eder hale gelmiştir. Bu nedenle dünden daha çok bugün Mevlana’nın mesajına ihtiyaç vardır.

Mesnevi ve Pedagoji

Mevlana, eğitimi bir ihtiyaç olarak gören ve eğitimin gücüne inanan biri olarak, eğitimcide bulunması gereken özellikler ve öğretim yöntemleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu sürekli uygulama alanı bulabilecek görüşleri ile evrensel bir şahsiyet olma özelliği taşımaktadır. Mevlana modern eğitimde yer alan, “çocuğun benliğini öne çıkarma” düşüncesine ters düşmemektedir. Mevlana modern görüşten biraz daha ileri giderek, çocuğun gerçek benliğini yakalayıp öne çıkmasını istemektedir. Bu benlik, eğitim sayesinde kendini bulacak, eğitimin hür havasında, çocuğun bağımsızlık dünyasında kendini öne sürecektir.

Modern psikolojide “iç gözlem” metodu olarak adlandırılan bu metot Mevlana’da, kendini gözleme, kendini anlama ve kendini tanıma olarak yer alır. Kendine yönelme, nefisle mücadeleyi devreye sokma demektir. Kendi kendini terbiye etmenin en güzel ve geçerli yolu bireyin kendi nefsiyle mücadele etmesi anlamına gelmektedir. Kendi kendini eğitmenin bir yolu da kendi kusurlarını tespit etmektir.

Gözlem metodu

Mevlana’ya göre, insana en çok zevk veren metot gözlemdir. Kâinatın sahip olduğu estetik değeri ancak gözlemlerle görebileceğimizi belirten Mevlana, öğrencisine şu tavsiyede bulunur: “Güzelim sanatına bak, gönüllere gelen vahyini seyret. Tümden görüş ışığı kesil; ne gelirse bakış-görüş zevkinden gelir.” Bir şeyin aslı nazarî olarak anlatılamaz. Nazarî olarak anlatılırsa, o bilgiye dönüşmez, teori olarak kalır. Ama onu aslı gözlenirse, tüm şüpheler ortadan kalkar. Öyle ise gözlem, şüpheyi gideren çok önemli bir metot ve yoldur. Sebepler zinciri, ancak gözlemle bizi kaynağa götürür. Eğitimciler, öğrencilerine gözlem yaparak görebilmeyi öğrencilerine öğretmelidirler. Mevlana, öğretmeni Tebrizli Şems’inden bunu istemektedir. Eğitimci öğrencisinin gözü ve görüşü olmalıdır. Mevlana, hakikate ulaşmak için gerçek olmayandan şüphe etmeyi doğru görmektedir. Descartes’ın ifadesiyle “metodik şüphe” diyoruz. Mevlana bunu asırlarca önce fark etmiş, bazen şüphenin insanı gerçeğe ulaştıracak yollardan biri olacağını savunmuştur.

Mevlana’nın eğitim anlayışında değişim hayatın bizzat kendisidir. Fert ve toplum olarak hayatı sürdürmenin, hayatta kalmanın canını teşkil etmektedir. Ona göre, değişime uğramayan ve değişime gönül vermeyen bir eğitim, fert ve toplumları yıkılmaya mahkûm eder, zehirler, kirletir ve karanlıklara gömer. Onun içindir ki Mevlana, baharın yeryüzüne getirdiklerinin bir benzerini eğitimin insan hayatında meydana getireceğini ısrarla savunmaktadır. Değişim açısından eğitimin gücüne değinen Mevlana şu misali vermektedir: “Gübre bostanın gönlüne girip yok olur, pislikten kurtulur. Kavun veya karpuzun lezzetli olur ve lezzeti artırır. Sen de pislikten kurtulursan yücelir ve mutluluğa erersin.” Burada Mevlana eğitim yoluyla yanlış davranış sergileyen insanların doğru yola gelebileceğini işaret etmektedir.

Yabancı gözüyle Mesnevi

İngiliz müsteşrik Nicholson; “Eğer Hz. Mevlana gelmeseydi ve Mesnevi yazılmasaydı, tasavvuf âleminde büyük bir boşluk olurdu” der. Mesnevi’yi en güzel şekilde derleyip toplayan İngiliz müsteşrik Nicholson altı cilt olarak yayımlamıştır. Mesnevi’de bazı hikâyeler vardır, bazı hakikatler vardır. İnsanı ruhen yükseltecek, insanı insan yapacak tabiatlar, davranışlar, güzellikler vardır. Bunların hepsi okuyucuyu hikâyeleri okurken hiçbir şekilde sıkılmadan, hikâyeden hissesine düşeni alsın diye Mesnevi’de toplanmıştır. Yoksa Mesnevi bir hikâye kitabı değildir, Mesnevi bir hakikat kitabıdır. Tasavvufun özüdür. Onun için bir insanın insan olması, gerçek yararlı bir insan, faydalı bir vatandaş olması için Mesnevi okuması lazımdır. Mesnevi adeta bir tasavvuf ansiklopedisi gibidir. Adeta her konu işlenmiş diyebiliriz. Sabırla ve dikkatle okuyan ondan çok yararlanır. Mevlana’nın ifadelerindeki güzellik, açıklık ve sadelik eskiden beri herkesin dikkatini çekmiştir. Onun tam anlamıyla Muhammedî yolu takip etmesi kendisine büyük bir rağbet kazandırdı.

“Mesnevî Kültürü” kültürümüzün temellerindendir. Eğitim, sanat, dinî ve sosyal hayatımızın hemen her safhasında Mesnevî ve Mevlana izlerini bulmak mümkündür. Mevlana’nın hemen her inancını dile getirirken kullandığı argümanlar, onun güçlü ve özlü bir bilgiye, derin bir hikmete, günlük hayattan sade ancak meselenin bamtelini yakalayan hassas bir çağrışım kabiliyetine, kuvvetli bir çözüm gücü ve duyguya, yer yer empatik, psikolojik tahlillere, derin bir sezişe, orijinal görüş ve buluş kudretine ve eleştirel bakış tarzına sahip güçlü bir sima olduğunu göstermektedir.

Kendine özgü, orijinal fikirlerinin yanında, genel çizgi itibariyle düşüncelerine İslam tasavvufundan referanslar gösterilebileceği kabul edilebilir. Kâinattaki varoluşu fena haliyle elde edilen birlik şuuruyla izah eder. Kötülük problemi karşısında tavrı ne tam optimist ne de tam bir pesimisttir. O, kötülüğün realitesini inkâr etmemesine rağmen, kötülük ve iyilikle ilgili hükümlerimizin çoğunun izafi olduğuna dikkat çeker. İslam düşüncesindeki insanın sonsuzluk mahiyetini ruh kelimesiyle temsili Mevlana’da da görülmektedir. Mevlana da insanı makro âlemin, mikro bir nüvesi olarak görür ve onun potansiyelini ve hedefini sûfî düşüncesindeki insan-ı kâmil kavramıyla izah eder.

Rastgele Eğitim mi, Pedagojik Eğitim mi?

Pedagoji, çocuklarda “eğitim bilim ve teorisi” anlamına gelmektedir. Çocuklarda öğrenme, öğrenme problemleri, önemli kişiliklerin, diğer kültürlerin nasıl öğrenildiği pedagoji kapsamındadır.
Kelimenin aslı, Yunanca “Paidagogeo”dur. (Paid=çocuk, ago=yönetmek), dolayısıyla “çocuk yönetmek” anlamına gelir. Antik Yunanistan’da pedagoglar sahiplerinin oğullarının (kızların eğitim almasının yasak olması sebebiyle) eğitimlerini denetleyen kölelerdi. Bu süreç çocuğu okula, spora götürmek, ona bakmak ve eşyalarını taşımaktan oluşuyordu. Dolayısıyla Latin kökenli pedagoji sözcüğü Türkçede “çocuk eğitimi” olarak karşılık bulur.

Eğitim pedagojisinin son yıllardaki çalışmaları sonucunda, her çocuğun kendine özgü öğrenme kabiliyetinin olduğu bilinmektedir. Aynı sınıfta eğitim gören bir grup öğrencinin bir kısmı -örneğin- matematiksel düşünme kabiliyeti ile farklı bir öğrenme yolu güderken, bir başka grup öğrenci -örneğin- sosyal düşünme kabiliyeti ile çok daha farklı bir öğrenme süreci takip edebilmektedir. Bu farklılık eğitmenler tarafından dikkate alınmadığı takdirde, yüksek IQ’lu ve farklı kabiliyetlerdeki çocuklar genel sınıf ortalamasının altında kalabilmektedirler.

Eğitim pedagojisi, tarihteki birçok önemli şahsın normal eğitim süreci içinde başarısız olmasının önemli özelliklerinden biri olarak bu farklığın fark edilmemesinden kaynaklandığını belirtmektedir. Böylesi bir gerçekten yola çıkan uzmanlar, her çocuğun kendi kabiliyetlerine uygun eğitim sistemlerinin okullarda kullanılmasının etkin öğrenime katkı sağlayacağını belirtmiştir. Böylece, Batılı ülkelerdeki okullar öğrenim metotlarından birini kendi öğrencilerine kullanmak üzere müfredatlar oluşturmaktadırlar.

Pedagojiyi çok katlı bir bina gibi düşünmek gerekir. Bu katlardan biri bilimle, diğeri ahlak ve pratik felsefe ile üçüncüsü teknikle, sonuncusu da estetik, yaratılışla yakınlık gösterir. Pedagoji eğitimle ilgili şeyleri belli bir tarzda düşünmekten ibarettir. Türkiye’de 1982 yılından sonra Yükseköğretim Kurumlarına (YÖK) bağlı üniversitelerde Pedagoji bölümleri kaldırıldığından Pedagoji bölümü Türkiye’de geri kalmış ve modern ülkelerdeki yenilikleri yakalayamamıştır. Psikologlar ve psikolojik danışmanlar bu görevi üstlenmek zorunda kalmışlardır. Pedagog; 0-20 yaş arası çocuk gelişimini inceleyen ve terapiler yapan kişidir.

Telkin Nedir?

Telkin, şuur dışı bir vetire (süreç) aracılığıyla kişinin ruhî veya fizyolojik yönüyle ilgili bir fikrin gerçekleştirilmesidir. Telkin, dikkatin bir yere toplanması sonucunda ortaya çıkar. Telkin, bir kişinin bir başka kişi üzerindeki etkisi değildir. Kişinin kendi varlığında cereyan eden şuurlu ve araçları bir gayeye uygun hale getiren bir faaliyettir. Küçük çocukların eğitimi mantıkî olmaktan çok telkin yoluyla gerçekleştirilir. Siyaset adamları, büyük hatipler, propagandacılar telkin yoluyla kalabalık grupları harekete geçirirler.

Günlük hayattaki davranışların hemen hepsi çevredeki kimseler tarafından yapılmış telkinlerin sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple insan davranışlarında ağır basan unsurun telkin olduğu söylenebilir. Endişe hallerinde telkine elverişlilik artar. Kişi kendi endişesini artıracak herşeye hemen inanır. Bu durumda aksi yönde telkin imkânsızdır. Telkinin hipnotik şekli psikoterapide bugün için fazla önem taşımamaktadır İnsanın kendi kendine telkini de mümkündür. Bazı kusurların ortadan kaldırılması ve iade gibi konularda kendi kendine telkin büyük önem taşımaktadır. Ama bu çeşit psikoterapiyle elde edilen sonuçlar pek yüz güldürücü değildir.

Söylediğiniz ve düşündüğünüz ne ise siz o’sunuzdur. Yani olumlu düşünüp olumlu söylüyor ve olumlu bakıyorsanız siz pozitif bir insansınızdır. Bunun tersi olumsuz düşünüyor olumsuz söylüyor ve olumsuz bakıyorsanız siz negatif bir insansınızdır. O halde ne yapmalıyız nasıl olmalıyız? Tüm aile bireylerimize bunu anlatmalı, aile ortamında pozitif olmaya yani pozitif düşünmeye pozitif konuşmaya ve pozitif bakmaya kendimizi ve onları da alıştırmalıyız.

Eğitim ve Mesnevi’nin Eğitsel Niteliği

Bir toplumda eğitimin nasıl olması gerektiğine ilişkin cevabı, o toplumun benimsemiş olduğu veya ağırlıklı olarak uyguladığı eğitim felsefesi verir.
Bireylerin, psiko-sosyal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişmeleri ve yaşadıkları çevreye uyum sağlayabilmeleri için onlarla olan olumlu sosyal etkileşim oldukça önemlidir. Eğitim faaliyetini en güzel ifade eden kavram etkileşimdir. Karşılıklı etkileşimin olmadığı yerde, tek yönlü bir etkileme vardır ki buna eğitim denemez. İnsan fiziki, sosyal ve manevî çevresiyle daima etkileşim halindedir. Bu etkileşimden doğan tecrübe insan için en önemli ürün ve malzemedir. Eğitim bu malzemeyle oluşur, gelişir ve zenginleşir. Sosyal bir varlık olan insanın diğer insanlarla ilişkilerinde iletişim becerileri önemli rol oynar.

Etkili bir iletişim becerisine sahip olan birey hem kendisine hem de çevresine kolay bir şekilde uyum sağlayabilir. Bu sayede kendini ayarlayabilmenin yolunu öğrenir ve nerede nasıl davranacağına dikkat eder. Böylece olaylara, durumlara ve geleceğe iyimser bir bakış açısı geliştirir.

Etkileşim gerçeğini şu misalle Mevlana izah eder: Su ateşin yanına durunca ısınır, kaynar ve ateşin tabiatını alır. Aynı şekilde can da ilahi nurdan etkilenerek meleklere kıble kesilir. İlahi nur, gönlü temiz kişilerin gönüllerine saçılmıştır. Gönlün ilahi nurdan etkilenmesi ve onunla yenilenmesi için, cilalanması gerekmektedir. Öğrencinin gönlünü cilalayacak olan da öğretmendir.
İnsanın ilişki sahası, merkezden çevreye doğru gittikçe genişleyen daireler şeklinde ortaya çıkar. Bu dairenin odak noktasında aile bulunur.

İnsanın kişiliğini kazanmasına, hayata hazırlanmasına en çok tesir eden çevrelerin başında aile ocağı gelir. Aile, özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuğun gelişimini destekleyen en önemli kurumdur. İnsanın ömrü boyunca en çok etkisi altında kaldığı bu aile çevresi, insani ilişkilerin başladığı ilk iletişim alanıdır. Aile çevresinde dünyaya gelen insan, doğumdan bir süre sonra anlamak, konuşmak, hareketlere tepki vermek gibi rûhî ve fizikî nitelikle davranışlar kazanır.
Aile ocağında ilişkiler uyum içersinde sürdürülüyorsa orada çocuklar huzurlu ve mutludur. Aile, insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk, bu sahnede insan ilişkilerinin bütün yönleriyle gözlemler ve yaşar. Çocuk dünyaya sadece kendi istekleri açısından bakan bir canlıdır. Eğitimin amaçlarından birisi de çocuğun dünyaya, insanlara ve olaylara sadece kendi istekleri açısından değil de birçok açıdan ve boyuttan bakabilme yeteneğinin geliştirilmesi olmalıdır.

Mevlana, Mesnevî’nin daha bağlanıcında insanın eğitime duyduğu ihtiyacı belirtir ve eserini bunun üzerine temellendirir. İnsan dünyaya bu hamlıkla ve noksanlıklarla gelir. Mevlana’nın amacı da bu eksikliklerin giderilmesi ve insanın hak ettiği değeri kazanmasıdır. Mevlana‘da eğitimin amacı, insanın eksikliklerini gidermesi ve sahip olduğu yetenekleri mükemmel hâle getirerek Allah’a yakın olmasıdır.

Mevlana, eğitimi ve eğitim uygulamalarını insan fıtratı üzerine bina etmiştir. Eğitimin merkezine insanı almış ve her şeyi ona adamıştır. Mevlana, Mesnevi’de eğitsel uygulamaların kişiye göre değişmesi üzerinde durmakta, eğitimin bireyselleştirilmesine şu cümlelerle dikkat çekmektedir. ―Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil. Sonra dişleri çıkınca, kendi kendine onun içi ekmek ister. Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa bir yırtıcı kedinin lokması olur-gider. Mevlana, Mesnevî’deki bütün fablları, temsilleri, örnekleri, kıssaları, atasözlerini ve deyimleri eğitsel amaçlarla kullanmıştır. Bunlar konunun anlaşılmasını kolaylaştırmanın yanı sıra konuya renk katmakta ve sıkıcılığı bu yolla gidermektedir.

Sonuç ve kitaptan gayem!

Bu kitap uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür. Mesnevi’den hikâyeler seçerken bir hayli zorlandığımı söylemek zorundayım. Zira hikâyeler bazen bir yerden başlıyor ve hikâye içine hikâye giriyor. İçiçe giren bazı hikâyeleri çıkartarak kısalttım. Çünkü 21. asırda ve internet çağında okumayla arası açılan günümüz insanları uzayıp giden hikâyelerden bıkmakta ve hikâye okumaya fazla zaman ayıramamaktadır. Kitapta hikâyeleri italik olarak cilt ve beyit numaralarıyla birlikte sonda verdim. Hikâyelere yorum, görüş, fikir ve telkinleri bu hikâye çerçevesinde yapmaya çalıştım. Bugüne kadar Mesnevi’deki hikâyeleri pedagojik olarak belli bir yöntem dâhilinde yorumlayan pek az olmuştur. Bu çalışmamda özellikle Mevlana’nın Eğitimci Kişiliği (Özdemir, Ş., 2011); “Mevlana’nın Eğitim Anlayışı” (Bayraklı, B., 1991); Divan-ı Kebir’de Mevlana’nın Eğitim Görüşü (Usta, M., 1995); Mevlana’nın Eğitim Görüşleri (Ergün, M., 1991) isimli çalışmalardan yararlandım. Yazarlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrıca bu alanda yazılmış lisans ve lisansüstü tezleri, kitapları da gözden geçirdim.

Uzun soluklu bu çalışmamda Şefik Can’ın Konularına Göre Açıklamalı Mesnevi Tercümesi adlı eseri ile Veled Çelebi tarafından çevrilen ve Abdülbaki Gölpınarlı tarafından gözden geçirilen Mesnevi adlı eserleri karşılaştırmalı olarak inceledim ve bu iki Türkçe eseri esas aldım.

Mevlana farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batı’da ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyaret eden Avrupalılar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir. 13. yüzyılda parlayan bir ışık olan Hz. Mevlana’nın tüm Anadolu’ya yayılan nuru birçok şair, yazar, âşık ve ozana hayat kaynağı olmuştur. Bu nurun adı Mesnevi’dir. Mesnevi günümüze kadar birçok dile çevrilmiş ve hala çevrilmekte olan evrensel bir hazinemizdir. Ben de, böylesine bir hazinenin insanlığa pedagojik ve eğitim açısından yararlı olmak için bu kitabı yazdım. Bir nebze de olsa faydalı olursam kendimi bahtiyar addedeceğim.
Dayanışma gerçek iletişim gerektirir. İnsan hayatı iletişim yoluyla anlam kazanabilir. Öğretmenin düşünme edimi, ancak öğrencilerin gerçekten düşünmesi halinde gerçek düşünme niteliğine kavuşur. Diyalog insanlar arasındaki yüzleşmedir ve dünyayı adlandırmak için dünya aracılığıyla yaşanır. Bu nedenle dünyayı anlamlandırmak isteyenlerle bu anlamlandırmayı istemeyenler arasına -öteki insanlara kendin sözlerini söyleme hakkını tanımayanlarla bu hakları ellerinden alınmış olanlar arasında- diyalog oluşamaz. Bu noktada Mevlana insanlar arasında diyalogun kurulması için iyi bir köprüdür.

Tasavvuf büyüklerinden İmam Şibli’nin (Cinlerin Esrarı adlı eseriyle ünlü âlim Ebu Bekr-i Şibli, Bağdat Samarra’da 861’de doğmuş, 965’te vefat etmiştir) “Manevî yolda sana kim kılavuzluk etti?” sorusuna cevabı müthiştir.

Hazretin cevabı şöyle olmuştur: “Bir köpek. Onu bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan neredeyse ölmüş bir halde iken gördüm. İçmek için suya eğilince, sudaki aksini görüyor, korkup geri çekiliyordu. Onun başka bir köpek olduğunu sanıyordu. Sonunda susuzluğu öyle bir noktaya geldi ki, korkusunu bir kenara atıp suya daldı. “Öteki köpek” kaybolmuştu. Köpek kendisi ile arzusu arasındaki engelin yine kendisi olduğunu ve artık yok olduğunu gördü. Benim engelim de, kendi benim olarak aldığım şeyin, aslında kendi engelim olduğunu öğrendiğimde ortadan kalktı. Benim yolum, bana bir köpeğin davranışı ile gösterildi.” Çağdaş dünyada bencilleşen ve paralelinde yalnızlaşan insanlığa büyük bir ders veren İmam Şibli gibi hayat yolunda olgunlaşmak ve iyi eğitim almak için önümüzdeki en büyük engel yine insanın kendisidir. İşte Mevlana bu bencillik ve bireyselliği ortadan kaldırmak ve insanlığa faydalı olmak için hikâyelerle insanları eğitme yoluna gitmiştir.

Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir pedagoji kitabıdır adeta. Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle iletişim, hoşgörü ve diyaloga büyük önem vermektedir.

Mevlana yaşadığı dönemin iyi bir eğitimcisidir. Medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevî eğiticilik vazifesini yürütmüştür. Bütün yaşamı eğitim ve eğitsel etkinliklerle geçen Mevlana, bütün eserlerini de bu amaçla yani insanların eğitimine duyduğu ihtiyaç sebebiyle yazmış veya yazdırmıştır. Mesnevi’nin yazılış aşamasında da bu amaç açıkça görülmektedir. Özellikle öğretmen ve öğrencilerin istifade etmesi için yazılmıştır. Bu yönüyle de Mesnevi didaktik bir eserdir.

İnsanın en uzun yolculuğu, kendi iç yolculuğudur. Mevlana ve Mesnevisi, böyle bir manevî arayışı olan gönüllere sunulmuş ilâhî bir armağandır. Bu dünya gurbetinin bağrı yanmış ve dudağı çatlamış yolcuları, susuzluklarını o irfan çeşmesinde kandırır, gönüllerini o cennet esintileriyle serinletirler. Mevlana ve büyük bir insanlık panoraması olan Mesnevi’yi tanımak, kendi kendimizi tanımak, kendi iç portremize ayna tutmaktır. O parlak ayna 8 asırdır 7 kıtada elden ele dolaşıyor ve bizi bu uzun ve mukaddes yolculuğa çağırıyor. O halde sevgili okuyucu, biz de bu çağlar üstü sese kulak verelim. O konuşsun biz dinleyelim.
Bu kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, “Mesnevi ve Pedagoji” başlığı altında Mesnevi’deki hikâyelerin eğitim metodu açısından tahlili ve Mevlana’nın eğitim yöntemi örneklerle açıklanmıştır. “Mesnevi Telkin” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise, önce hikâyeye yer verilmiş, ardından da hikâyeye dair özgün düşünce, yorum ve fikirler ortaya konulmuştur.

13. yüzyılın İslam bilgesi Hz. Mevlana, ölümsüz eseri Mesnevi ile asırlardan beri insanlığın aklını ve kalbini aydınlatıyor. Onun bilgi ve hikmetle yoğrulmuş ışığı, sayısız yazar ve ozana ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Günümüze kadar birçok dile çevrilen Mesnevi, evrensel değerler hazinesidir. Böylesine bir hazinenin insanlığa ahlak, eğitim ve pedagoji açısından yararlı olması için bu kitap yazıldı.
Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki, kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir ahlak ve pedagoji kitabıdır. Mevlana, yaşadığı dönemin yenileyicisi ve etkin bir eğitimcisidir. Mevlana, yetkin kişiliğiyle medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevi eğiticilik vazifesini yürütmüştür.
Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle eğitim ve iletişime olduğu kadar terbiye ve hoşgörüye de ayrı bir önem vermiştir.

Mesnevi’den Pedagojik Telkinler isimli bu eserin kaleme alınmasındaki gaye; kişinin bu irfan hazinesinden gereği gibi zevk alması, ruhen aydınlanması, manen huzura kavuşmasıdır.






SÖYLEŞİ

Mevlana iyi bir pedagog
RÖPORTAJ: FAHRİ SARRAFOĞLU
sondevir 7 Aralık 2013

Mesnevi’deki derlediği hikayeleri “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” kitabında bir araya getiren Doç. Dr. Süleyman Doğan, "Birçok eğitimcinin de ondan alacağı pek çok ders var. Hz. Mevlânâ, Mesnevi’de özellikle insan yetiştiren öğretmenler için formüller vermiş" diye konuştu.

Lise yıllarından itibaren sekiz kez okuduğu Mesnevi’nin iyi bir pedagoji kitabı olduğunu fark eden Yıldız Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Süleyman Doğan, tespitlerini kitaplaştırdı. Doğan, Mesnevi’deki hikâyeleri derlediği “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” kitabını öğrencilerinin ısrarı üzerine kaleme aldı.

Doğan’a yeni kitabı ile ilgili şu soruları sorduk:

Neden Mevlana’dan örnekler diye soruma başlamak istiyorum, Mevlana’yı seçmenizin önemli bir sebebi var mı?

Bir kere Mevlana içimizden biridir. İnsan önce kendini yani kendi dünyasına şekil veren şahsiyetleri bilmesi icap eder. Benim Aksaraylı olmam itibariyle de toprağımdan olan biri. Yani özel bir yakınlığımda var. Hiç şüphesiz Hz. Mevlânâ, dünyada farklı din ve kültür mensupları tarafından da tanınan ve kabul gören önemli bir ilim insanı. Eseri Mesnevi-i Şerif bugüne kadar birçok dile çevrilip, dünyanın çeşitli yerlerine ulaştı. Bu kıymetli kitap okuyucusunu kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkarır ve herkes onda farklı manalar bulur.

Peki, size göre Hz. Mevlana kimdir?

Hz. Mevlânâ’nın hoca yönü var. Birçok eğitimcinin de ondan alacağı pek çok ders var. Hz. Mevlânâ, Mesnevi’de özellikle insan yetiştiren öğretmenler için formüller vermiş. Mesela ok ve yay münasebeti. Hz. Mevlânâ öğrenciyi oka, hocasını ise yaya benzetiyor. Ok ve yay düzgün olmazsa hedefine varamaz, o yüzden hepsi düzgün olmalı diyor. Keza bal ve süt örneği de aynı şekilde. Öğrenciyi bala, hocayı da süte benzetip sütün içine karışan balın nasıl eridiğini anlatıyor. Dolayısıyla Mesnevi ve Divan-ı Kebir eserlerine pedagoji kitabı, Hz. Mevlânâ’ya ise pedagog denebilir.

Kitabınızdan anladığımıza göre Mevlana aslındı insanların önce kul ve insan olmasını öğütlüyor bunu biraz açabilir miyiz?

Mevlana gibi bir hazineyi istedim ki eğitim açısından da kendisinden öğrenmeğimiz pek çok şey var. Bunların başında kişinin önce kul ve insan olmasını öğütler. Mevlana’nın eserleri her seviyeden çocuklara okullarda hikayeleri açıklamalı olarak okutulabilir. Bizim ruh kökümüzü iyi tahlil eden ve problemlere karşı örneklerle hikaye edip çözüm öneren bir büyük âlim ve aşk adamıdır. Onun fikirlerinin sekiz asırdan beri taze, duru ve ilgi gösteriliyor olması onun yolunun ve membaının Hak’tan ve Hz. Peygamberimizden aldığı istikametin sonucu olduğunu bize gösterir.

Hikâyeleri seçerken neye dikkat ettiniz?

Bu kitap, uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür. Mesnevi’den hikâyeler seçerken, bir hayli zorlandığımı söylemek zorundayım. Zira hikâyeler, bazen bir yerden başlıyor ve hikâye içine hikâye giriyor. İç içe giren bazı hikâyeleri çıkartarak kısalttım. Çünkü 21. asırda ve internet çağında okumayla arası açılan günümüz insanları, uzayıp giden hikâyelerden bıkmakta ve hikâye okumaya fazla zaman ayıramamaktadır.

Kitapta hikâyeleri italik olarak cilt ve beyit numaralarıyla birlikte sonda verdim. Hikâyelere yorum, görüş, fikir ve telkinleri bu hikâye çerçevesinde yapmaya çalıştım. Mevlana yaşadığı dönemin iyi bir eğitimcisidir. Medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevî eğiticilik vazifesini yürütmüştür. Bütün yaşamı eğitim ve eğitsel etkinliklerle geçen Mevlana, bütün eserlerini de bu amaçla yani insanların eğitimine duyduğu ihtiyaç sebebiyle yazmış veya yazdırmıştır. Mesnevi’nin yazılış aşamasında da bu amaç açıkça görülmektedir. Özellikle öğretmen ve öğrencilerin istifade etmesi için yazılmıştır.

Bu yönüyle de Mesnevi didaktik bir eserdir. Bu kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, “Mesnevi ve Pedagoji” başlığı altında Mesnevi’deki hikâyelerin eğitim metodu açısından tahlili ve Mevlana’nın eğitim yöntemi örneklerle açıklanmıştır. “Mesnevi Telkin” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise, önce hikâyeye yer verilmiş, ardından da hikâyeye dair özgün düşünce, yorum ve fikirler ortaya konulmuştur.

Mevlana’nın mesnevisindeki ana amaç kişinin kendini bulması, kendisini tanıması diyebilir miyiz?

Hz.Mevlana insanın en uzun yolcuğunun şahsın iç yolculuğu olduğunu zikreder. Şahsi terbiyeye büyük önem verir. O ulu tasavvuf yolunun yolcusudur.

Mevlana, eğitimi bir ihtiyaç olarak gören ve eğitimin gücüne inanan biri olarak, eğitimcide bulunması gereken özellikler ve öğretim yöntemleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu sürekli uygulama alanı bulabilecek görüşleri ile evrensel bir şahsiyet olma özelliği taşımaktadır. Mevlana modern eğitimde yer alan, “çocuğun benliğini öne çıkarma” düşüncesine ters düşmemektedir. Mevlana modern görüşten biraz daha ileri giderek, çocuğun gerçek benliğini yakalayıp öne çıkmasını istemektedir. Bu benlik, eğitim sayesinde kendini bulacak, eğitimin hür havasında, çocuğun bağımsızlık dünyasında kendini öne sürecektir.

Modern psikolojide “iç gözlem” metodu olarak adlandırılan bu metot Mevlana’da, kendini gözleme, kendini anlama ve kendini tanıma olarak yer alır. Kendine yönelme, nefisle mücadeleyi devreye sokma demektir. Kendi kendini terbiye etmenin en güzel ve geçerli yolu bireyin kendi nefsiyle mücadele etmesi anlamına gelmektedir. Kendi kendini eğitmenin bir yolu da kendi kusurlarını tespit etmektir.

Mevlana’da insan nasıl işleniyor, insanın önemi nasıl dile getiriliyor?

Mevlana, eğitimi ve eğitim uygulamalarını insan fıtratı üzerine bina etmiştir. Eğitimin merkezine insanı almış ve her şeyi ona adamıştır. Mevlana, Mesnevi’de eğitsel uygulamaların kişiye göre değişmesi üzerinde durmakta, eğitimin bireyselleştirilmesine şu cümlelerle dikkat çekmektedir. Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil. Sonra dişleri çıkınca, kendi kendine onun içi ekmek ister.

Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa bir yırtıcı kedinin lokması olur-gider. Mevlana, Mesnevî’deki bütün fablları, temsilleri, örnekleri, kıssaları, atasözlerini ve deyimleri eğitsel amaçlarla kullanmıştır. Bunlar konunun anlaşılmasını kolaylaştırmanın yanı sıra konuya renk katmakta ve sıkıcılığı bu yolla gidermektedir.

Kitap içinde özellikle anne-babalara dönük tavsiyelerimiz var mı? Onların da sanırım mutlaka okuması gerekiyor ki içinde önemli bilgiler var...

Olmaz mı, elbette var. Modern bilim, yaşlılık ve çocukluk dönemini birbirine benzetir. İkisi de hassas ve kırılgan dönemlerdir. Yaşlılara şefkat ve merhametle muamele edilmeli. Çünkü bereket onların üzerindedir.” İnsanoğlunun yaşlandığında hürmet görmesi için çocuklarını yetiştirirken de dikkatli olması gerektiğini de savunuyor Doğan: “Şu zamanda kreş eken huzurevi biçer diye düşünüyorum. Çünkü bebek, anne sütü ve anne kokusuyla büyüyen bir varlık.

Yapılan araştırmalarda, insanoğlunun bir buçuk yaşını hatırladığı ortaya çıktı. Siz o yaştaki bir bebeği ağlamasına, istememesine rağmen işe gidip, kreşe bırakırsanız o zaman anne ve çocuk arasındaki o güçlü bağ gelişmez. Bu bağ kurulmadığı için de çocuk, kendi yaşadıklarının da vermiş olduğu hissiyatla ileriki yaşlarda anne ve babasını rahatlıkla huzurevine bırakır.

Mevlana’ya göre, insana en çok zevk veren metot gözlemdir. Kâinatın sahip olduğu estetik değeri ancak gözlemlerle görebileceğimizi belirten Mevlana, öğrencisine şu tavsiyede bulunur: “Güzelim sanatına bak, gönüllere gelen vahyini seyret. Tümden görüş ışığı kesil; ne gelirse bakış-görüş zevkinden gelir.” Bir şeyin aslı nazarî olarak anlatılamaz. Nazarî olarak anlatılırsa, o bilgiye dönüşmez, teori olarak kalır. Ama onu aslı gözlenirse, tüm şüpheler ortadan kalkar. Öyle ise gözlem, şüpheyi gideren çok önemli bir metot ve yoldur.

Sebepler zinciri, ancak gözlemle bizi kaynağa götürür. Eğitimciler, öğrencilerine gözlem yaparak görebilmeyi öğrencilerine öğretmelidirler. Mevlana, öğretmeni Tebrizli Şems’inden bunu istemektedir. Eğitimci öğrencisinin gözü ve görüşü olmalıdır. Mevlana, hakikate ulaşmak için gerçek olmayandan şüphe etmeyi doğru görmektedir. Descartes’ın ifadesiyle “metodik şüphe” diyoruz. Mevlana bunu asırlarca önce fark etmiş, bazen şüphenin insanı gerçeğe ulaştıracak yollardan biri olacağını savunmuştur.

Mevlana’nın eğitim anlayışında değişim hayatın bizzat kendisidir. Fert ve toplum olarak hayatı sürdürmenin, hayatta kalmanın canını teşkil etmektedir. Ona göre, değişime uğramayan ve değişime gönül vermeyen bir eğitim, fert ve toplumları yıkılmaya mahkûm eder, zehirler, kirletir ve karanlıklara gömer. Onun içindir ki Mevlana, baharın yeryüzüne getirdiklerinin bir benzerini eğitimin insan hayatında meydana getireceğini ısrarla savunmaktadır.

Değişim açısından eğitimin gücüne değinen Mevlana şu misali vermektedir: “Gübre bostanın gönlüne girip yok olur, pislikten kurtulur. Kavun veya karpuzun lezzetli olur ve lezzeti artırır. Sen de pislikten kurtulursan yücelir ve mutluluğa erersin.” Burada Mevlana eğitim yoluyla yanlış davranış sergileyen insanların doğru yola gelebileceğini işaret etmektedir

Kitap her yaşın okuması gereken bir kitap diyebilir miyiz bu arada gençlerin de elinden düşürmemesi gereken bir kitap hatta öğretmenlerimizin de özellikle okuması gerek...

Bu kitap her seviyeden insanların okuyup anlayacağım bir şekilde kaleme aldım. Elbette öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerin de okuduğunda anlayacağı ve bundan ibret alacağı hikayeyi bulacaklardır. Sade bir dil kullandım ve adeta bir Mesnevi okuma kitabı gibi de algılanabilir.

“Mesnevî Kültürü” kültürümüzün temellerindendir. Eğitim, sanat, dinî ve sosyal hayatımızın hemen her safhasında Mesnevî ve Mevlana izlerini bulmak mümkündür. Mevlana’nın hemen her inancını dile getirirken kullandığı argümanlar, onun güçlü ve özlü bir bilgiye, derin bir hikmete, günlük hayattan sade ancak meselenin bamtelini yakalayan hassas bir çağrışım kabiliyetine, kuvvetli bir çözüm gücü ve duyguya, yer yer empatik, psikolojik tahlillere, derin bir sezişe, orijinal görüş ve buluş kudretine ve eleştirel bakış tarzına sahip güçlü bir sima olduğunu göstermektedir.

Kendine özgü, orijinal fikirlerinin yanında, genel çizgi itibariyle düşüncelerine İslam tasavvufundan referanslar gösterilebileceği kabul edilebilir. Kâinattaki varoluşu fena haliyle elde edilen birlik şuuruyla izah eder. Kötülük problemi karşısında tavrı ne tam optimist ne de tam bir pesimisttir.

O, kötülüğün realitesini inkâr etmemesine rağmen, kötülük ve iyilikle ilgili hükümlerimizin çoğunun izafi olduğuna dikkat çeker. İslam düşüncesindeki insanın sonsuzluk mahiyetini ruh kelimesiyle temsili Mevlana’da da görülmektedir. Mevlana da insanı makro âlemin, mikro bir nüvesi olarak görür ve onun potansiyelini ve hedefini sûfî düşüncesindeki insan-ı kâmil kavramıyla izah eder.

Son olarak okuyucuya dönük mesajımız nedir hocam?

Mevlana, Mesnevî’nin daha bağlanıcında insanın eğitime duyduğu ihtiyacı belirtir ve eserini bunun üzerine temellendirir. İnsan dünyaya bu hamlıkla ve noksanlıklarla gelir. Mevlana’nın amacı da bu eksikliklerin giderilmesi ve insanın hak ettiği değeri kazanmasıdır. Mevlana‘da eğitimin amacı, insanın eksikliklerini gidermesi ve sahip olduğu yetenekleri mükemmel hâle getirerek Allah’a yakın olmasıdır.

İslam bilgesi Hz. Mevlana, ölümsüz eseri Mesnevi ile asırlardan beri insanlığın aklını ve kalbini aydınlatıyor. Onun bilgi ve hikmetle yoğrulmuş ışığı, sayısız yazar ve ozana ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Günümüze kadar birçok dile çevrilen Mesnevi, evrensel değerler hazinesidir. Böylesine bir hazinenin insanlığa ahlak, eğitim ve pedagoji açısından yararlı olması için bu kitap yazıldı.

Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki, kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir ahlak ve pedagoji kitabıdır. Mevlana, yaşadığı dönemin yenileyicisi ve etkin bir eğitimcisidir. Mevlana, yetkin kişiliğiyle medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevi eğiticilik vazifesini yürütmüştür.

Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle eğitim ve iletişime olduğu kadar terbiye ve hoşgörüye de ayrı bir önem vermiştir. Mesnevi’den Pedagojik Telkinler isimli bu eserin kaleme alınmasındaki gayem; kişinin bu irfan hazinesinden gereği gibi zevk alması, ruhen aydınlanması, manen huzura kavuşmasıdır





HABER

Süleyman Doğan anlatacak: Mesnevi’den Pedagojik Telkinler
5 Haziran 2014

Mevlâna’nın büyük eseri Mesnevî, ilim adamları tarafından araştırılmaya ve incelenmeye devam ediyor. Yıldız Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Süleyman Doğan bu hafta ESKADER’in düzenlediği “Bâbıâli Sohbetleri”nde “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler”i anlatacak.

Sohbet toplantısı, 5 Haziran Perşembe akşamı saat 18.00’den sonra Cağaloğlu’nda Timaş Kitapkahve’de başlayacak. Toplantıyı Serdar Üstündağ idare edecek. Konuyla ilgili ayrıntılı araştırmaları bulunan, bu sahada bir çok makale ve eseri kaleme alan Süleyman Doğan, konuşmasını tamamladıktan sonra dinleyicilerin sorularına cevap verecek.





HABER

Süleyman Doğan “Rektörler Konuşuyor”u anlatacak
24 Ekim 2014

İLESAM’ın Çınaraltı Sohbetleri Azaklıoğlu Vakfı’nda Devam Edecek…

İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen Çınaraltı Sohbetleri’nin elli ikincisi 25 Ekim 2014,Cumartesi günü gerçekleşecek. Sohbetin konusu Doç.Dr. Süleyman DOĞAN’ın Türkiye Gazetesi’nde her hafta yayınlanan dizi röportajı “Rektörler Konuşuyor”. Süleyman doğan gazetede yazmadıklarıyla birlikte rektörlerin üniversite ve yükseköğretim hakkındaki duygu ve düşüncelerini dinleyicilerle paylaşacak.

52. Sohbetinde İLESAM mekan değişikliğine de gidiyor. İLESAM Çınaraltı Sohbetlerini artık Aksaray, Yusuf Paşa Otobüs durağında bulunan simit sarayının üstünde yer alan Azaklıoğlu Necati Bay Eğitim ve Kültür Vakfı’nda (Molla Gürani Mah. Millet Cad. Aras Han No:4 Kat:2) gerçekleştirecek.







Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    Tanıtım
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler
 
   Makaleler
   İpek Yolunda Türk Kültür Mirası
   İnternet yazım kısaltmaları
   Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
   YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
   İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
   İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
   Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
   ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
   Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
   Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

   İletişim
BİYOGRAFİ NET İLETİŞİM VE YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49


info@biyografi.net
biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları
Powered By Webofisi.com