Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z

  Biyografi Arama



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör

 Linkler 
   Biyografi Analiz
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Albüm
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 Armağan
 HARİTA
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Film
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri
 Eser

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Küçük  Hüseyin Efendi

mutasavvıf



1828 yılında Ankara’da doğdu. 12-13 yaşında İstanbul’a geldi. Bir hastalık nedeniyle gittiği Nakşibendi şeyhi Hacı Feyzullah Efendi’nin cemaatine, 31 yaşındayken katıldı. Hacı Feyzullah Efendi öldükten sonra yerine geçen Edirneli Mehmet Nuri Efendi ve Hasan Visali Efendi’den sonra 1902 yılında posta oturdu. 1930 yılında, 102 yaşında öldü.



HABER

Garih Eyüp Mezarlığı’na şeyhi için gitti

Garih’in ziyarete gittiği mezar, Nakşibendi şeyhlerinden Küçük Hüseyin Efendi’ye ait. Garih, yine yıllardır ihmal etmediği ve görev saydığı şekilde, Küçük Hüseyin Efendi’nin kabrini ziyaret ediyordu. Garih, bu ziyaretleri her cumartesi şoförsüz ve korumasız gerçekleştiriyordu.




HAKKINDA YAZILANLAR

1.Okuryazarların şeyhi
Avni Özgürel
Radikal 02/09/2001

Üzeyir Garih'in mezarını ziyaret ettiği Küçük Hüseyin Efendi, askerlerin ve bürokratların ilgi gösterdiği Arusiliği yaygınlaştıran isimdir. Mareşal Fevzi Çakmak da manen Şeyh'e bağlıydı

İmparatorluk döneminde kentlerde özellikle aydın muhitinde Nakşibendiliğin ve Mevleviliğin; kırsal bölgelerde ve İstanbul'un kenar mahallelerinde de Kadiri- Rufailiğin yaygın olduğu biliniyor.
Abdülhamid döneminde asker sivil bürokrasi ve okur yazar çevresinde bunlara iki dergâh daha eklendi:
İlki padişahın da intisab ettiği Şazeliye, diğeri Arusiye. Yıldız Sarayı'nın Barbaros Bulvarı üzerindeki girişine yakın, şimdi Conrad Oteli'nin karşısında kalan cami, medrese ve türbe mevkii Şazeliye'ye tahsis edilmişti. Arusiye ise özellikle yenilikçi fikirlere açık askerler arasında yayıldı...

Açık zikir ve müzik

Arusilik Orta Asya'da Horasan'da doğmuş ancak 16. yüzyılın ortalarında Libya'nın Zileytin bölgesinde Seyyid Ahmed El Esmer'in ortaya çıkışına kadar fazla varlık gösterememiş bir tarikat... Ekol olarak Nakşibendilik'le Kadiriliğin iç içe girmiş hali sayılabilir. Yani Nakşiliğin 'gizli zikir' ilkesinin yanında, 'açık zikir'i kabullenmiş, törenlerinde müzik aletlerinin kullanılmasına izin veren bir dergâh. Ancak 'yol'u İstanbul'a taşıyan ilk müntesipler döneminde varla yok arasında...
Arusiliğin parlayışı Nakşibendi dergâhı şeyhlerinden Küçük Hüseyin Efendi'nin
'halifesi' Ömer Fevzi Mardin'le oldu. Aslen Ankaralı olan Hüseyin Efendi; Şeyh Feyzullah Efendi, Hasan Visali Efendi ve Nuri Efendi'lerden sonra 'irşada' başladı. Ve müritleri gördükleri kerametler (doğaüstü olaylar) dolayısıyla onu kutub ve evliya saydılar.

102 yıl yaşadı

Küçük Hüseyin Efendi 1930'da, 102 yaşında vefat edene kadar pek çok 'halife' yetiştirdi. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise şeyhlik tacını eliyle giydirdiği ve Arusiy'ye de dahil uhdesindeki tarikatları temsil icazetini verdiği Ömer Fevzi Mardin oldu.

Mardin'de yerleşik, Peygamber soyundan gelen ve bu yüzden Seyyid diye anılan Şirin Dede adıyla maruf Yusuf Mardin'in torunuydu Ömer Fevzi Efendi. (Şirin Dede'nin bir diğer torunu ünlü hukuk âlimi ve Huzur Dersleri'nin yazarı Ebu'lula Mardin. Öte yandan Prof. Şerif Mardin, Arif Mardin, Ahmet Ertegün, Türkiye'nin ilk ABD büyükelçisi Münir Ertegün, Betül Mardin de aynı ailenin üyeleri...)

Atatürk ve Rauf Orbay

Ömer Fevzi Mardin, bir Arusi Şeyhi'ydi ama aynı zamanda bir deniz subayıydı.
O yüzden Küçük Hüseyin Efendi'nin izniyle onun dergâhında Nakşibendilerin de benimsediği Halidiye kolunun usulüne uygun olarak ders verdi.
Müridleri arasında donanmanın önde gelen isimleri, bu arada Rauf Orbay da vardı ve Hamidiye zırhlısında Orbay, Mardin'in komutanıydı. İran'da askeri ateşelik de yapan Mardin'in dönüşünde Rauf Orbay vasıtasıyla Atatürk'le de tanışıp konuştuğu, Samsun'a hareketinden önce de onu ziyaret ettiği biliniyor. Mustafa Kemal, Arusiliğe ve Şazeliye'ye, Trablusgarp cephesindeki görevi dolayısıyla aşinaydı. Ve orada Şeyh Sunusi'nin kendisine hediye ettiği el yazması küçük musafı Sofya ateşemiliterliği görevine gidene kadar sürekli üzerinde taşımış, İstanbul'dan ayrılırken annesine emanet etmişti. (Bu Kuran, Kurtuluş Savaşı boyunca Zübeyde Hanım'ın sürekli hatim indirdiğini söylediği Kuran'dır; Zübeyde Hanım vefatından önce kızı Makbule Hanım'a verdi ve oradan da Halil Nuri Yurdakul'un ailesine intikal etti...)
Mareşal Fevzi Çakmak da bu halkanın üyesiydi.
Ve dolayısıyla Ömer Fevzi Mardin'in şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'ye manen bağlıydı.

Mareşal 1950'de öldüğünde Ömer Fevzi Mardin hayattaydı. Bu yüzden vasiyeti üzerine Nakşibendiye mensuplarının sıklıkla defnedildiği Eyüp Mezarlığı'nda toprağa verildi. Çakmak'ın, "Beni şeyhimin ayakucuna gömün" dediğini başka vesilelerle de yazmıştım...

Ömer Fevzi Mardin

Ömer Fevzi Mardin ise 15 sene daha Kadıköy Kızıltoprak'ta İlahiyat ve Kültür Telifleri Derneği çatısı altında Arusiye esasına uygun faaliyet gösterdi.

Vefatında ise Karacaahmet Mezarlığı'nda parmaklıkla çevrili müstakil bir ada görünümünde olan ve daha sonra dergâh mensuplarının (Ömer Fevzi Mardin'den sonra görev yapan Aziz Çınar Efendi de dahil) defnedildiği özel alanda toprağa verildi.
Gerek Şeyh Küçük Hüseyin Efendi'nin ve gerekse Ömer Fevzi Mardin'in, Yahudi cemaatine mensup ve dini eğitim de görmüş bir kişi olan Üzeyir Garih'in ilgisini çekmesi de hiç sebepsiz değil.

Yahudiliğe bakış

Yahudilere tedirgin yaklaşan diğer Müslüman cemaatlerle kıyaslandığında (Üstelik 2. Dünya Savaşı ortamında Hitlerciliğin Türkiye'de prim yaptığı ortamda) tedrisinden geçtiği şeyhin ve Ömer Fevzi Mardin'in Musevilik'le ilgili görüşleri hayli dikkat çekici. Nitekim Mardin'in 'Kur'an Şerhi' adlı eserinde bunu görmek mümkün:
"...Allah'tan başka kimse kendiliğinden değil bir milleti, hatta bir ferdi bile tahkir, tezlil etmek hakkını haiz değildir. Allah filan kavme ağır tenkitte bulunmuştur diye onlara karşı aynı lisanı kullanmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. (...) Museviler ta bidayetten itibaren ıstırap çekerler, fakat dertlerinin ilacı da ıstıraptır. Allah'a sarıldıkça ıstıraptan kultulmuşlar, gaflete düştükçe ıstıraba uğramışlar, yine Allah'a sarılmaya mecbur olmuşlardır..."




2.Meğer bizim Ender Mermerci de Küçük Hüseyin Efendi’nin müridiymiş
Sevgi'nin diviti /Sevgi Gönül
Hürriyet 1 Eylül 2001

Ender, katledilen Üzeyir Garih'in asıl adının ‘‘Hezakiyer’’ olduğunu ‘‘Üzeyir’’ isminin babasına ait bulunduğunu ama ‘‘oğul’’ Üzeyir'in daha sonraları adını değiştirerek babasının adını aldığını anlattı. Halkça affedilmeyen Rahşan Hanım'ın affı bir tarafa, hunharca katledilen Üzeyir Garih ve ailesi ile Ortaköy'deki evlerimizde yirmi sene komşuluk yaptık. Birbirimizi bir gün incitmedik, bir gün kırmadık. Fevkalade ahenkli ilişkiler içinde güzel bir ortamda, komşuculuk oynadık. Ekonomi dünyasının duayenlerinden olan Üzeyir Bey, benim tam tersime içki içmez, cigara içmez buna rağmen her davete katılırdı. Her toplantıyı da hiç kaçırmadan takip ederdi. Ben her türlü değişik ortama giren çıkan biri olarak, nereye gitsem ya Üzeyir Garih'e veyahut İshak Alaton'a rast gelirim. Gayet mesafeli ama aynı zamanda samimi olan Üzeyir Bey yerinde duramayan biriydi. Bütün gün çalışır, geceleri davet sahiplerini memnun ederdi. Bir keresinde haftalık menüyü hazırladığını ve cumartesi günleri Beşiktaş pazarından evinin zerzavat ve meyve alışverişini yaptığını söyledi. O hafta biz komşular, kocalarımıza çok sinirlendik zira hiçbir işe yaramıyorlardı.

Üzeyir Garih ve İshak Alaton ikilisinin ortaklığı bana fevkalade enteresan gelirdi. Çok az gördüğüm örneklerden biridir. Birbirlerine fevkalade saygılı, birbirlerine güvenen ve birbirlerinin arkasında duran iki arkadaştılar. Hanımları ise apayrı, değişik tiplerdi. Çocukları ne derece birbirleri ile anlaşıyorlar bilemem ama bu iki ortak hiç kimsenin tesiri altında kalmadan aynı saygılı çizgide yürüyen ilişkilerini sürdürdüler. Unutmayalım ki, ortakların veya kardeşlerin arası daima sidik yarışına giren karılarının yüzünden bozulmuştur. Bu şaşmaz bir kaide gibidir.

Üzeyir Bey'in hepimizi acılara boğan hunharca ölümü, ziyaretine gittiği, Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarı başında cereyan etmişti. Kimdi bu Küçük Hüseyin Efendi? Mistik dünyaya biraz meraklı idim ama bu zat-ı muhteremden bahsedildiğini hiç duymamıştım. E... ne de olsa bendeniz Hacı Bayram Veli sülalesinden gelmeyim, dolayısı ile bazı diğer muhteremlerden haberimin olmaması normaldir, diye kendi kendime avunmaya çalıştım ama bir taraftan da kimdir diye araştırmaya soruşturmaya başladım. Şeytan bir dostum, ne araştırıp duruyorsun, müridi Ender Hanım burnunuzun dibinde diye benimle bir de dalga geçti.

Ailede iki Ender vardı. Biri Prof. Dr. Ender Berker, benden oniki saat küçük teyzezademdi. Diğeri ise gelin Ender Mermerci, o da diğer teyzezademin hanımıdır. Gelin Ender'i yakaladım ve sormaya başladım. Bana babası Prof. Dr. Hasan Reşat Sığındım'ın (cildiyeci) Üzeyir Garih'in babası Dr. Üzeyir Garih'in (diş doktoru) ve Dr. Salih Alazraki'nin (ne doktoru olduğunu hatırlayamadı) Küçük Hüseyin Efendi'nin müridi olduklarını söyledi.

Katledilen Üzeyir Garih'in asıl adının ‘‘Hezakiyer’’ olduğunu ‘‘Üzeyir’’ isminin babasına ait bulunduğunu ama ‘‘oğul’’ Üzeyir'in daha sonraları adını değiştirerek babasının adını aldığını anlattı.

Doktorlardan müritler olması da başka ilginç bir nokta gibi geliyor bana. Dolayısı ile Üzeyir Garih gibi kendisinin de bu mezarlığı sık sık ziyaret ettiğinden bahsetti. Ender bu arada enteresan bir bilgi daha verdi:

Bizler Ankaralıyız. Ankara'dan aile dostumuz Küçük Sabiha Hanım'dan bahsederek, onun bu küçük Hüseyin Efendi'nin torunu olduğunu da belirtti. Öğrendiğime göre, Küçük Hüseyin Efendi 1.20 boyunda imiş ve bizim Küçük Sabiha Hanım Teyzemiz de 1.30 boyunda idi. Ara sıra alafrangalığa özenip ‘‘Petite Sabiha Hanım’’ da derdik. Elmacık kemikleri çıkık, koyu renk saçlı, ufacık tefecik bir hanımdı. Hoşgörülü ve hoşsohbet bu hanım, Ankaralı Ademzadeler'den olup eşi, Kütahyalı Ekmel Kahyaoğlu Bey’di. Ekmel Bey son derece yakışıklıydı. Sabiha Hanım ise Ekmel Bey'i elinde tutabilmek için ona dünyanın en güzel iltifatlarında bulunurdu. Teyzelerime bezik oynamaya gelir, bir gece evvel yakışıklı kocasına ne diller döktüğünü anlatırdı ve bizler de kulak misafiri olurduk. Herhalde kocalarımızı hoş tutmayı ondan öğrendik diyebiliriz. Küçük Sabiha Hanım'ın kızı Nurinisa Rodoslu Hanım ise hakikaten Rodos doğumlu Celalettin Rodoslu ile evli olup Ankara'da Hayyam şaraplarını imal ederdi. Celalettin Rodoslu Bey'in bugün tarihçilerce malum iki kitabı vardır. ‘‘Rodos'ta Türk Mimari Eserleri’’ ve ‘‘Rodos'ta Yaşamış olan Türkler’’ diye.

Bakın, Ortaköy'den Eyüp'e, Eyüp'ten Ankara'ya, Ankara'dan Rodos'a sürüklendik. Ufacık bir yazıda bu kadar yer dolaştıktan sonra ne diye sanki Avrupa Birliği'ne katılmayalım ki... Beni bu yazıda yaşatan bütün ölmüş dostlara rağmetler olsun.



Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    Tanıtım
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler
 
   Makaleler
   İpek Yolunda Türk Kültür Mirası
   İnternet yazım kısaltmaları
   Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
   YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
   İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
   İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
   Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
   ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
   Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
   Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

   İletişim
BİYOGRAFİ NET İLETİŞİM VE YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49


info@biyografi.net
biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları
Powered By Webofisi.com