Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z

  Biyografi Arama




   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör

 Linkler 
   Biyografi Analiz
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Albüm
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 Armağan
 HARİTA
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Film
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri
 Eser

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Ege Cansen

yönetici, yazar


Kemal Ege Cansen



1938 yılında Ankara'da doğdu. Liseyi İzmit Lisesi’nde, Üniversiteyi ise ODTÜ İdari Bilimler Fakültesi İşletmecilik Bölümü’nde tamamladı. 1961’de şeref mezunu olarak tamamladığı üniversite eğitiminin ardından Arçelik’te işe başladı. Arçelik’ten aldığı bursla gittiği Amerika’da, Wharton School’dan MBA derecesi aldı. Türk sanayiine yaptığı katkılardan ötürü, 1991 yılında ODTܒden takdir ödülü aldı.

İş hayatında Arçelik’te Genel Müdür Muavinliği, Koç Holding’te Sanayii İşleri Koordinatörlüğü, Soyer Hafriyat’ta Müdürlük, Anadolu Endüstri Holding’te Murahhas Azalık gibi görevlerde bulundu.

1987-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi master ve doktora öğrencilerine “İşletme Ekonomisi” dersleri verdi. Halen Yönetim Danışmanlığı yapıyor. 1983 yılında, Hürriyet Gazetesi’nde, “Oyunun Kuralı” başlıklı sütunda başladığı yazarlığa devam ediyor. Handan Hanım'la evli ve bir çocuk babası.

MÜSİAD tarafından 2001 yılında düzenlenen Ekonomi Basını Ödülleri çerçevesinde Yılın Yazarı seçildi.



HAKKINDA YAZILANLAR

Doktor babası, hasta cildinde ovalar görmüştü
ERCAN KUMCU
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi

Sayfa komşum olmasının dışında, okurlarından biriyim. Diğer okurlarının ne yaptığını bilmiyorum, ama ben O'nu hep tersten okurum.


Gazetelerin ekonomi ile ilgilenmeye başladıkları bir dönemde ‘‘uzman yorumcu’’ olarak ilk o Hürriyet gazetesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yaklaşık yirmi yıldır okuyucularına ekonomik doğruları anlatmaya çalışıyor. Günlük olayları değil, her olaya uyarlanabilecek temel ekonomik ilkeleri okuyucularına anlatıyor. Anlattığı ilkenin unutulmaması için de yazısının sonuna ‘‘son söz’’ ekliyor.

Ege Cansen'den söz ediyorum. Kendisi, gazetedeki sayfa komşum. Komşu olmanın dışında, en iyi okurlarından biri olduğumu sanıyorum. Diğer okurlarının ne yaptığını bilmiyorum, ama ben Ege Cansen'i hep tersten okurum. Onun yazdığı sayfayı açar açmaz yazısının önce son sözüne bakarım. Daha sonra başa dönüp okumaya başlarım.

Okuduğum her yazısı bana farklı bir bakış açısı sunar. İktisatçı olmam nedeniyle konuları bilsem de, birçok konuda aynı fikirde olsak da, onun konuyu işleyiş biçimi bana yeni bakış açıları kazandırır. Abartmıyorum. Ege Cansen yapısında yazarlar en fazla meslektaşlarına yararlı olurlar.

Gazetelerin ekonomi sayfalarını hazırlayanların da Ege Cansen'den çok yararlandıklarını biliyorum. Kimileri onunla konuşarak bir haberi nasıl işleyebileceklerini öğreniyorlar, kimileri de onun yazılarından esinlenerek ellerindeki haberin önemini daha iyi görüyorlar.

Muhasebe ilkelerini ve şirketlerin bilançolarını okumasını iyi bildiğini yazılarından çıkarmak o kadar zor değil. Zaten, bunları bilmeden ‘‘iyi iktisatçı’’ da olunamıyor. Bildiğini okurlarıyla cömertçe paylaşıyor. Bazı yazıları var ki, son sözünü alıp çalışma odanızın duvarına asmanız gerekiyor. Örneğin (aklımda kaldığı kadarıyla),

‘‘Mevduat sermaye değildir’’

‘‘Şirketlerinin batmasına izin vermeyen sistemin kendisi batmaya müstahaktır’’

‘‘Sen değişmezsen, ben değişmezsem, nasıl çıkar Derviş bu işin içinden’’

‘‘Bizim sorunumuzu, sen-ben değil, ancak biz çözeriz’’

gibi özdeyişleri benim için klasik olmuşlardır.

Ege Cansen'in her yazdığı ile aynı fikirde olduğumu da söyleyemem. Sayıları az da olsa, bazı konularda taban tabana zıt düşünüyoruz. Konunun ayrıntılarına yazıyı uzatmamak için girmiyorum. Fakat, fikir ayrılıklarımızın kökeninde onun mikro, benim de makro bakış açımızın yattığını düşünüyorum.

Dostlarından öğrendiğime göre, bir cilt doktoru olan babası mercekle hastasının cildine bakıp ‘‘dereler, dağlar, ovalar, nehirler görüyorum’’ dermiş. Olaylara bu kadar yakından bakmanın görünüşü ne kadar farklılaştırdığına yönelik olarak iyi bir örnek. Bazı konulardaki fikir ayrılıklarımızın nedeni de, galiba Ege Cansen'in gözünde derecesi benimkine göre daha yüksek olan bir merceğin olması.

O, ekonomi yazarları arasında çıtayı yükselten biri. Keşke, Türk basınında Ege Cansen gibi daha fazla ekonomi yazarı olsa...




GÖRÜŞ

Ege Cansen yazdı



Önce sorunu sorgula, sonra çözüm yolu ara
Hürriyet 13 Şubat 2013


ARÇELİK’te çalıştığım yıllarda iş arkadaşlarımdan biri de Necdet Ülger ağabeydi. Necdet Bey üretimden, ben de yönetimden sorumlu genel müdür muaviniydim.

Haftalık toplantılarımızda şirketin tüm sorunlarını masaya yatırır, genel müdür ve muavinler birlikte çözüm arardık. Necdet Bey, bazı sorunlar karşısında “önce hendek kazıp, sonra üstüne köprü inşa etmeyelim” derdi. Kısaca yönetim sanatının en temel öğretilerinden olan “sorunu sorgulamadan, çözüm arama” ilkesini sık sık bize hatırlatırdı. Gerçekten, bir sorunu çözmenin en ekonomik yolu, o sorunun oluşmasına engel olmaktır. Bir örnek vereyim. Mesela Belgrat Ormanlarının piknik mahalleri, yazın naylon poşet, boş şişe ve yemek artığı çöpten geçilmez. Orman idaresi de her yere, atıkları toplamak kolay olsun diye çöp varilleri yerleştirir. Dolunca da bunları araçlarla dışarıya taşır. Ama pislikle bir türlü baş edemez.


ORMANDAKİ ÇÖP İNSAN YAPMASIDIR


Vicdan ve ahlak sahibi insanların yaşadığı medeni ülkelerde birçok ulusal parkı ziyaret ettim. Birçoğunda tek bir çöp kutusu yoktu ve etraf tertemizdi. Çünkü ormandaki çöpü, ormanın kendisi değil, oraya gelen insanlar yaratır. O ülke vatandaşları “atmazsan, çevrede çöp olmaz” gibi çok basit bir kuralı içselleştirmişti. Herkes dolu getirdiği gıda kaplarının içindekini yedikten veya içtikten sonra, hafiflemiş boşlarını getirdiği torbaya koyup evine götürüyordu. Böylece çöp sorunu oluşmuyor ve çözüme de gerek kalmıyordu.


ULAŞIM SORGULAMADAN TRAFİĞE ÇÖZÜM GELİŞTİRME


İstanbul’un önemli sorunlarından biri, trafik sıkışıklığıdır. Bu sıkışıklığın en ilgi çeken bölümü de Boğaziçi geçişidir. Bunun için köprüler ve tüneller inşa ettik ve etmeye devam ediyoruz. Niye? Boğaziçi geçişlerine çözüm olsun diye bunları yapıyoruz. Şimdi birlikte düşünelim. Niçin bu kadar çok İstanbullu her Allahın günü iki kez “karşıya” geçmektedir? Hatta devam edelim, niçin her sabah yüz bin kişi Eminönü, Karaköy’e veya Maslak’a gitmekte ve yollar tıkanmaktadır. Örnekler çoğaltılabilir. Bunun sebebi tamamen, trafik sorunu düşünmeden yapılan imar planlamasıdır. Hâlbuki şehir planı, ulaşım planıdır. Şehir ekonomisinin verimini arttırmak için imarda amaç ulaşım gereğini azaltmak olmalıdır. Her semtte, hem konut hem de işyerleri bulunmalı insanlar işlerine tek vasıtayla ve hatta yürüyerek gitmelidir.


BİR İSTANBUL İSTANBUL’A YETMEZ


İstanbul’un imar planları, her ilçeyi “kendi kendine yeterli” hale getirecek şekilde hazırlanmalıdır.
Son Söz: Yanlış çözüm, çözdüğü sorunu büyütür.





YORUM

Ege Cansen: El Turko ve jön Türkiyeliler


1989’dan 1999’a kadar Arjantin Devlet Başkanlığı görevini yürüten Carlos Menem’in lâkabı “El Turko” yani “Türk” idi.

1930’da Arjantin’de doğmuştu. Ailesi, Suriye’den göç etmişti. Hıristiyan Arap kültürden geliyordu. Ailesinin Arjantin’e göç ettiği yıllarda Suriye’den gelenlere “El Turko” denirdi. Çünkü onlar Türkiye’den gelmiştiler. Çoğu İtalyan asıllı olan Arjantinliler, Suriye göçmeni Hıristiyan Araplara, siz nesiniz, hangi millettensiniz diye sorunca onlar “biz Türk’üz” demişlerdi. Kendileri Türk’üz dedikleri için onlara “El Turco” denmişti. Pek tabii sohbet koyulaştıkça Suriyeli ve Arap olduklarını da ilave etmişlerdi Ama onlar kendi tanımlarına göre öncelikle Türk’tüler. Türklük işte böyle bir şeydi. Hem de 100 yıl önce bile. Bölücüler, gericiler ve mandacı ecnebileşmiş-Türkler için, bunu anlamak bu kadar zor mu?


TÜRKİYE TÜRKLERİN OTURDUĞU YERDİR


Bir yurt, ismini genellikle orada oturanlardan alır. Mesela Fransa, Fransızların; Almanya, Almanların; İtalya; İtalyanların yurdudur. Eğer bir yurt, coğrafi bir isimse, mesela Anadolu (Yunanca günesin doğduğu yer) o topraklarda oturanlara, oralı anlamında “Anadolulu” denir. Türkiye kelimesi, Türklerin oturduğu yer demek olduğuna göre, orada oturanlara Türkiyeli demek dilin mantığına aykırıdır. İnsan İstanbullu, Ankaralı, Londralı, Parisli olabilir. Çünkü oturulan yerin adı, oturanlardan türememiştir. Türkiye’ye “Türkiye” adını Türkler değil, başkaları vermiştir. İlber Hoca’ya göre, ilk olarak İtalyanlar bu topraklara Turchia demiştir.


ÜÇ TARZ-I SİYASET


Asrın başında dağılmakta olan Avrupa’nın hasta adamı Osmanlı Devletinin toparlanabilmesi için model geliştiren fikir adamı Yusuf Akçura, Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık diye “Üç Tarz-ı Siyaset” vardır demiş ve Türkçülüğü önermiştir. Cumhuriyetin “ulus devlet” teorisinin başlangıcı budur. Anlaşılan bu teori, bugün tasfiyeye tabi tutulmaktadır. Bunun yerine Osmanlıcılık veya daha çok İslamcılık konmaya karar verilmiştir.


TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BİTMEYECEKTİR


Çünkü bağımsız bir devlette yaşayanların oluşturduğu bir ulusun, birlik ve bütünlüğünü koruma demek olan çağdaş milliyetçilik hiçbir ülkede bitmeyecektir. Bunların başında da bağrında 50 milyon Alman asıllı insan barındıran ve Almanya’ya karşı savaşmış olan ABD gelir. Bu milliyetçiliğin ruhu, Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’ndeki birlik öğüdünün ta kendisidir. Amacı, kavimciliği, aşiretçiliği, bölgeciliği, mezhepçiliği, cemaatçiliği, tarikatçığı, etnik milliyetçiliği ortadan kaldırıp “barışı” sağlamaktır. Bunu İslamcılık sağlayamaz. Müslüman Arap ülkelere bakın yeter.
Son Söz: Bindiği dalı kesen, bindiği dalı idrak edemeyendir.








Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net


    Tanıtım
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler
 
   Makaleler
   İpek Yolunda Türk Kültür Mirası
   İnternet yazım kısaltmaları
   Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
   YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
   İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
   İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
   Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
   ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
   Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
   Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım
<"

   İletişim
BİYOGRAFİ NET İLETİŞİM VE YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49


info@biyografi.net
biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları
Powered By Webofisi.com