Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

Yavuz Bahadıroğlu

romancı, yazar



1945 yılında Rize’nin Pazar ilçesi Hisarlı köyünde doğdu. 1971 yılında İstanbul'da gazeteciliğe başladı. Muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yaptı. Gazete, dergi ve şirket yöneticisi olarak çalıştı. Gazeteciliğini muhabir ve röportajcı olarak sürdürürken, Niyazi Birinci adıyla çocuklara yönelik eserler üretti. Yüzlerce çocuk romanı, hikaye yayınladı. Asıl çıkışını tarihi romanlarıyla yaptı. İlk romanı Sunguroğlu ve ardından yazdığı Buhara Yanıyor ülkenin en çok satan romanlarından oldu. Genelde Osmanlı’nın çeşitli dönemlerini ele alan otuzu aşkın roman yazdı. Halen ulusal yayın yapan Moral FM radyosunda günlük yorumlar yapıyor ve bir günlük gazetede köşe yazarlığını sürdürüyor. Evli ve üç çocuk babası.



HAKKINDA YAZILANLAR

Bahadıroğlu'na 35'inci yıl şükrânı
Berkay Çiftçi
Zaman 22.11.2004

Çemberlitaş'taki Fırat Kültür Merkezi (FKM) önceki akşam pek alışık olmadığımız bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

Siyasi parti temsilcileri, eski ve yeni belediye başkanları, yazarlar, gazeteciler, kültür adamları ve halktan 7'den 77'ye kadın erkek davetliler, Niyazi Birinci'nin, herkesin bildiği adıyla Yavuz Bahadıroğlu'nun yazarlıktaki 35. yılını kutlamak için toplanmıştı. FKM'nin o büyük salonunun duvarları, Bahadıroğlu'nun her biri onlarca kez basılmış ve hafızalarda derin izler bırakmış romanlarının afişleriyle süslenmişti. Sahnenin iki yanına ise altında ‘Tarihi Sevdiren Adam' yazılı büyükçe birer Yavuz Bahadıroğlu posteri yerleştirilmişti. Birlik Vakfı'nın düzenlediği 'Yazarlıkta 35. Yıl, Yavuz Bahadıroğlu' gecesi, yazarın dostlarını, çocukluk arkadaşlarını, okurlarını ve radyo sohbetlerinin tiryakisi olan dinleyenlerini bir araya getiren coşkulu bir atmosfere dönüştü. Kürsüde, Bahadıroğlu ile ilgili düşünce ve hatıralarını anlatan ‘hocaların hocası' Sabahattin Zaim'den AK Parti İstanbul İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu'na, Abdurrahman Dilipak'tan Kültür eski Bakanı İsmail Kahraman'a hemen herkes, kültür hayatımıza katkıda bulunan yazar ve düşünce adamlarının değerinin, kendileri hayattayken bilinmesi gerektiğine işaret ederek, Birlik Vakfı'nın yazara sunduğu 35. Yıl Şükran Plaketi'nin bu bakımdan değerli olduğunu ifade ettiler. Bütün konuşmacıların ortak dileği, Bahadıroğlu'nun daha nice yıllar kalemi elinden bırakmaması ve toplumda tarih şuuru oluşturan romanlarını, yazılarını yazmaya devam etmesiydi. Bahadıroğlu ise teşekkür konuşmasında, 35 yıl önce yazdığı ilk yazıdan bugüne hep ‘doğruları' yazdığını, bundan sonra da kendisi hakkında yapılan övücü konuşmalara layık olmaya çalışacağını ifade etti. İslam coğrafyasında yaşanan zulümlerin bir gün son bulacağını söyleyen Bahadıroğlu, Osmanlı adalet anlayışının yeniden hayata geçmesiyle dünyanın huzura kavuşacağını söyledi. Yazarın torunu Nilüfer Taktak'ın, bir ‘dede' olarak Bahadıroğlu'nu anlattığı duygusal konuşma ise salondakilerin gözlerini yaşarttı. Gecede Birlik Vakfı dışında, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Kubbealtı Vakfı, İstanbul İl Kültür Müdürü Doç. Dr. Ahmet Emre Bilgili ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna da Yavuz Bahadıroğlu'na plaket ve hediyeler sundu. Program, Moral FM radyosundan da canlı olarak yayınlandı.




HABER

Yavuz Bahadıroğlu Akit'ten ayrıldı
Zaman 9 Temmuz 2014

Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu 'Veda makamında' başlıklı yazısında Akit Gazetesi'nin Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili 7 Temmuz Pazartesi günü manşetten verdiği habere köşesinden isyan etti. Haberin kendisini çok üzdüğünü ve düşündürdüğünü söyleyen Bahadıroğlu, "Başbakan’ın annesine bu tür iftiralar atıldığında veya hakaret edildiğinde şiddetle tepki göstermiş, ahlâksızları yerden yere vurmuştum. Gülen’in annesine aynı muamele reva görüldüğünde susarsam, “dilsiz şeytan”a (hadis) dönmekten korkarım!" ifadelerini kullandı.

İşte Yavuz Bahadıroğlu’nun o yazısı:

Veda makamında

Gazeteciliğe başladığım yıllarda gazetecilik tam tamına bir “kurtlar sofrası”ydı (ki, hâlâ da öyle)…

Babıâli’ye (o zaman gazeteler Cağaloğlu’daydı ve Babıâli demek gazeteler, gazetecilik demekti) çöreklenmiş zihniyet, kıblesi düzgün gazeteciliğe geçit vermiyordu…

Hatta Gazeteciler Cemiyeti’ne bile almıyorlardı. Gazeteciliğe “meşruiyet” kazandıran Sarı Basın Kartı alamamamız için de bin dereden su getiriyorlardı.

1971 yılının Temmuzunda başladım gazeteciliğe. Tecrübesiz, toy bir gazeteci adayıydım, ama tecrübesizliğimi çok çalışarak kapatacak, çok okuyarak kendimi geliştirecek ve Babıâli’nin yavaş yavaş beni kabullenmesini sağlayacaktım.

Babıâli’ye çöreklenmiş zihniyet her gün, her köşeden imanımıza ve tarihimize saldırır, iftiralarla, yalan haberlerle dini hareketi yaralamaya ve karalamaya çalışırdı.

O kadar ki, keçisi çalınan müftüyü, “Keçi çalan müftü” ilân ederlerdi. Masa başı haberler yapar, karısı, iki kızı ve annesiyle Bayezid Meydanından geçen sakallı bir zatı, “Dört karısıyla gezmeye çıkan bir tarikatçı” diye sunardı.

Ogünlerde en büyük hasretimiz, bütün bu iftiralara cevap verecek, yalanlarını suratlarına çarpacak kıblesi düzgün bir gazetenin çıkmasıydı.

Zamanla bu da oldu. Kıble eksenli gazeteler yayınlandı, radyolar, televizyonlar kuruldu. Medya dünyasında “bizimkiler” de söz sahibi oldular.

Fakat bir tuhaflık vardı: “Bizimkiler” de bize saldıranlarla aynı malzemeyi kullanıyorlardı. Bir tarafa dayanıyor, aynı tarafta olmayanlara veryansın ediyor, hiçbir insaf ölçüsüne sığmayacak biçimde vuruyordu.

Üstelik de gazetelerimiz ve televizyonlarımız, zaman zaman karşı tarafla ittifaklar kurup “din kardeşleri”ne saldırıyorlar, “kavgada yumruk sayılmaz” türünden bir “ehl-i dünya” ölçüsünü benimseyip birbirlerini can evinden vuruyorlardı.

Gencecik hayallerim yitmiş, üstüme müthiş bir hayal kırıklığı çöreklenmiş, umutlarım zedelenmişti… Öyle ya, biz Müslümandık! Müslümanın kavgası da “Müslümanca” olmalıydı. En azından “insaf” ölçüleri içinde kalmalıydı. Olmadı.

Nihayet küstüm ve 1991’de fiili gazeteciliği bıraktım. Sekiz buçuk sene başka işler yaptım. Derken, 28 Şubat sürecindeki canhıraş mücadelesini takdirle karşıladığım Akit (Vakit) gazetesinden yazma teklifi geldi.

Bu gazetede yazmaya başladığım tarihi tam olarak hatırlamıyorum, ama sanırım 15 yıl kadar oldu. Haberlerine ve köşe yazılarına zaman zaman katılmasam da (ki normali budur), “çorbada tuz” kabilinden yazmaya devam ettim.

Gazete yöneticileri hiçbir zaman hiçbir yazıma karışmadılar. Hiçbir müdahale olmadı. Bu demokratik tavrı şükranla kaydetmek isterim.

Bu gazete, yayın hayatına atıldığı günden beri pek çok hayırlı hizmetler yapmasına rağmen, 07.07.2014 tarihli nüshasında yayınladığı bir haber beni çok üzdü ve düşündürdü.

Haber Fethullah Gülen’le ilgiliydi ve pasaport formunda, annesinin “Refia” olan adını “Rabin” olarak beyan ettiği belirtiliyordu. Haberde annesinin “Ermeni” olduğu iması vardı ve zaten de böyle algılanmıştı.

Açıkça söylemeliyim ki, Fethullah Gülen’in annesinin Ermeni olduğunu ima etmek ve bu varsayım üzerine iddialar bina etmek, bana hiç de “insaflı” gelmiyor. Gülen’e kızabilirsiniz, suçlayabilirsiniz, ama rahmetli annesinin bunda ne suçu var?

Başbakan’ın annesine bu tür iftiralar atıldığında veya hakaret edildiğinde şiddetle tepki göstermiş, ahlâksızları yerden yere vurmuştum. Gülen’in annesine aynı muamele reva görüldüğünde susarsam, “dilsiz şeytan”a (hadis) dönmekten korkarım!

Velev ki öyle olsa: Varsayalım ki, annesi Ermeni, Rum, Musevi… Bu yüzden kişileri aşağılama hakkı doğar mı? Minnetle andığımız sahabelerin ya da Osmanlı padişahlarının anneleri de gayrimüslim olarak doğmuşlardı. Ermeni anneden doğmak ya da Ermeni olmak neden aşağılanma/suçlanma vesilesi olsun?

Bu “ırkçı” yaklaşımı kabullenemiyor, içime sindiremiyorum.








Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler



   Makaleler
   Boldixil hangi eczanelerde satılıyor? Boldixil şampuan fiyatları?
   Kiralık dairenizi nasıl alırdınız? Apartman, rezidansta ya da site içinde?
   Üniversite Öğrencilerinin Kiralık Daire Ararken Karşılaştıkları Zorluklar
   Datça macunu satan eczaneler, aktarlar ve akciğer detoksu satış noktaları
   Sevgiliye Hediye Alternatifleri
   Yüzellilikler Listesi
   ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
   OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
   33 yazarın Türk Çocukluğu
   MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

    Tanıtım



   İletişim
BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49



biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları Pasaj Grup
Powered By Webofisi.com