Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör



 Linkler 
   Biyografi Tv
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   www.biyografianaliz.net
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Facebook da paylaş Twitter da paylaş Live da paylaş

İsmet Özel ( 1944)

şair, yazar, düşünür


İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı



1944 yılında Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusu.

ESERLERİ:
Şiir kitapları: Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984), Şiirler 1962-74 (1980), Erbain (1987), Bir Yusuf Masalı (2000).




HABER

Ben Üstünüm, çünkü Türk'üm
Milliyet 25.4.2008

"Müslüman olmayan Türk değildir" sözleriyle şimşekleri üzerine çeken ünlü şair İsmet Özel, dün geceki 32. Gün'de "Ben üstünüm, çünkü Türk'üm" çıkışı yaptı... Özel bununla da yetinmedi: "Benim milletim ayrımı şöyle koymuştur. Türk mü, gavur mu? Benim milletimin koyduğu ayrım budur. Türk müdür, gavur mudur? Mesele bundan ibarettir..."

Tartışmanın bir noktasında, Özel'in karşısındakileri zavallılıkla suçlaması gerilimi tırmandırdı.

İsmet Özel'in "Ben burada konuşmayı kabul edecek kadara buraya gelmişim. Ben adı sanı bilinmeyen salak bir herif miyim. Onun için bu mesele 'bunlar yeni şeyler değil' falan gibi karşımda zavallı insanların konuşmasına izin verecek zihniyette bir insan değilim" sözleri üzerine araya giren Araştırmacı - Yazar Faik Bulut ile aralarında şöyle bir diyalog gelişti:

F.B: İnsanlara hakaret etme hakkına sahip değilsiniz
İ.Ö.: İnsanlar kendilerine hakaret edildiğini düşünüyorlarsa ona müstehaktırlar.
F.B: Zavallaysanız, siz de zavallısınız. Edep erkanı koruyalım. Kendinizi kimseden üstün görme hakkınız yok.
İ.Ö: Ben üstünüm, çünkü Türküm. Allah beni diğer milletlerden üstün yarattı. Çünkü Türküm.
F.B: O sizin görüşünüz. Ama kimseye hakaret etmeye ne fırsat veririm, ne imkan tanırım.

"Türkler nasıl Müslüman oldu" kitabının yazarı Erdoğan Aydın ise Özel'in bu çıkışına 'Kendini Türk hisseden, Türkçeyi anadili olarak konuşan herkes Türk'tür.' şeklinde yanıt verdi.

'ALLAH BİZE TÜRKÇEYİ İSLAM DİLİ OLARAK VERDİ'

İsmet Özel'in çarpıcı açıklamalarından biri Türkçe üzerine söylediği sözler oldu: "Allah Milletleri dilleri üzerinden yaratır. Allah bize Türkçe'yi bir islam dili olarak verdi. Biz Araplardan daha çok itikadi esaslara dayalı bir dil."



SÖYLEŞİ

Özel: İhtiyaç olduğunda bu insanlar ortaya çıkacaktır
Radikal 15 Agustos 2011

İsmet Özel Radikal'e verdiği röportajda ordu için tartışma yaratacak söylemlerde bulundu. Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden İsmet Özel Radikal gazetesinden Ezgi Başaran'a verdiği röportajda çarpıcı ifadeler kullandı. Özel röportajında son dönemlerde orduda yaşanan değişimden yola çıkarak gerçekte bir ordu olup olmadığı sorusuna yanıt verdi.

İŞTE O RÖPORTAJ;

İsmet Özel'e göre AKP'nin orduyla arasının kötü olduğu düşüncesi gülünç: "Müesses nizam ordu tarafından değil Türkiye dışından korunur. Orduda değişim gibi görüneni Pentagon yapıyor."
Niye?

Siyasi duruşu tartışma götürse de kesin kabul edilen, İsmet Özel'in Türkiye'nin yaşayan en büyük şairlerinden biri olduğudur. Onun da, aynı Ece Ayhan gibi şiirlerinde sivillik kavramı geçer. Gazetelere yazı yazmayan, ortalarda görünmemeyi tercih eden, sadece kurucusu olduğu İstiklal Marşı Derneği'nde mesai yapan Özel, ülkede yaşanan son gelişmelerle ilgili ne düşünüyor, sivilleşiyor muyuz ona göre diye sormak için kapısını çaldım.
Şair Ece Ayhan şöyle diyor: "Sivilliği yalnız ve yalnız askerlerin tersi olarak alıp yanılsayanlar var!" Size göre sivillik nedir?

Sivillik benim şiirlerimde geçen bir kelimedir. Dünyanın her ülkesinde ve eğiliminde eskilerin 'müesses nizam' dediği, ıngilizce 'establishment' denilen bir kurulu düzen var. Bunun sarsılmaması için tedbirler alan ve sarsanları cezalandıran bir yapı var. Bu yapının dışında kalan neyse, o sivildir.

ORDU MESELESİ BİLMECE

Bugün kim dışında?

Kimse. Çünkü insanlar ancak müesses nizamın onlara tanıdığı alanlarda söz söylerlerse, onlara söz söyleme hakkı tanınacağını biliyor.
Türkiye'de müesses nizamı koruyan yapı neydi sizce? Ordu mu?

Ordu meselesi bir bilmecedir. Çünkü Türkiye'de gerçekten bir ordu var mı yok mu diye tartışmak lazım. Şöyle düşünelim. Sovyetler Birliği kurulduktan sonra bir Kızıl Ordu vardı. Kızıl Ordu rejimi korumak için yıllarca o toplumda baskı gücü olarak işe yaradı. Ama Sovyetler'in dağılmasına yakın, ne işe yaradığını anlayamadığımız bir şeye dönüştü. Türkiye'de de ordu Cumhuriyet'e giden süreçte bir işlev yüklendi, sonrasında ne olduğunu anlamak zor. Ne olduğunu anlayamadığımız gibi ne olması gerektiğini de söyleyemiyoruz.

Sınırları korumakla yükümlü silahlı kişiler topluluğu olması gerekmiyor mu?

Siyasetle ilgilenmeyecek manasında söylüyorsunuz. Ama nasıl ilgilenmeyecek? Mesela NATO emrindeki bir ordu siyaset yapmaz mı, NATO siyasi bir oluşum değil mi... Demek ki zaten ordu siyasi bir varlık.

"GÜLE GÜLE ÖLECEĞİZ"

Ordu rejim muhafızı mıdır Türkiye'de?

Ordunun rejimi mi yoksa kendini mi muhafaza ettiğini anlamak gerek önce. Zamanı bölelim: Cumhuriyet'in ilanından 27 Mayıs'a kadar giden bir ordumuz var. 27 Mayıs'tan sonraki haline ne diyeceğimizi ise bilmiyoruz. Rejim dediğiniz zaman neden söz ettiğimiz belli değil. 27 Mayıs'ta devrilen şey midir rejim, yoksa 27 Mayıs'ta gelen şey mi? Gelen şeyi anlıyorsak, Kemalist ordu olmaz!

Siz orduyu 27 Mayıs öncesi ve sonrası olarak ayırıyorsunuz. Komutan istifası, YAŞ'ı Başbakan'ın yönettiğine dair fotoğrafla yeni bir ordunun başlangıcında olduğumuz tezine ne diyorsunuz?

Bunlara sadece tebessümle karşılık verebilirim. Bence Türkiye'nin ülke ve millet olarak devam edip etmemesi meseleyken, ülkenin ortadan kalkması için yapılan hazırlıkları örtmek üzere bizim kafamızı hiçbir zaman aslına varamayacağımız şeylerle meşgul ediyorlar. Medya da dahil, dünyada gelecekte Türkiye'nin ne olacağına dair planlar yapanlar bizi fantastik konuları düşünmeye sevk ediyorlar.

YAŞ toplantısındaki o sembolik fotoğraf ve istifalar fantastik mi?

Bakın, 1826 yılında yeniçerilik kaldırılıyor. 1830'da ise Yunanistan bağımsızlığını ilan ediyor. Eğer yeniçerilik kaldırılmasaydı Yunanistan'ın bağımsız olması hayalden de öte bir şeydi. Ama asıl devlet gücü olan asker yok oluyor ve devletin önemli bir toprak parçası kopuyor. Bunu yeniçerilik matah bir şeydi diye değil, bizim bir şeylerin neden olduğunu o işler olduktan sonra anladığımızı anlatmak için söylüyorum. O nedenle şimdi olanlara bakacağız, sonra göreceğiz, en sonra da güle güle öleceğiz.

1826'daki yeniçeri olayıyla bugün arasında ne benzerlik var?

Eğer Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının devamı için Genelkurmay bir engelse veyahut destekse, buna göre tavır alınacak.
Kim alacak?

Irak, 1930'da bağımsızlığını ilan etmiş bir devlet. Bizim Irak'la sınırımız fiili bir durumdur, herhangi bir hukuki altyapısı yoktur. Dolayısıyla Irak'ın ABD tarafından işgali bu muallakta bırakılmış toprakların işgalidir. Türkiye bağımsız bir ülkeyse kendi bağımsızlığına dair bir mücadele vermek zorunda. Bu mücadeleyi hangi toplum gücü sağlayacak? Türkiye'nin devamı, birinin derdi olması lazım, bu kimin derdi? AKP iktidara gelinceye kadar, Türkiye Cumhuriyeti; Genelkurmay, Dışişleri ve MıT'in paslaşmalarıyla devam etti. şimdi bunun imkânsızlığına dair senaryolar üretiliyor. Bir boşluk ortamındayız, kaos bile değil bu.

O paslaşmanın kalkması, bir daha bu ülkede darbe olmayacağı gibi hayırlı bir sonuç doğurmaz mı?

Darbe dediğiniz şeye nereden baktığınıza bağlı. Mesela Türkiye'de ciddi sayıda insan diyor ki; "27 Mayıs darbesini, 12 Mart ve 12 Eylül'den ayrı tutalım..." Bir başka kesim 28 şubat'ı da darbe olarak algılıyor, bana göre 28 şubat diye bir şey yok. 28 şubat takvimde bir gündür, hiçbir özelliği yoktur.

Nasıl?

28 şubat, devletin tabii reflekslerinden birisidir. Eğer inkılaplar yapıldıysa 28 şubat'ın yaşanması da normaldir. 27 Nisan'da olan da bunun gibi. Benim bu konularda ortamda yürüyen zihinle irtibat kurarak söz söylemem imkânsız. Çünkü kökünden itibaren işlerin başka türlü yürüdüğüne inanıyorum. 1923'te kurulan cumhuriyet bana göre zaten 27 Mayıs'ta ilga edilmiştir. O günden beri uzatmaları oynuyoruz.

Niye öyle olsun?

Türkiye'nin haritada olmasını izah eden her şey birer birer yok ediliyor. Türkiye diye bir devlet var, çünkü büyük Ermenistan, büyük Kürdistan, büyük Yunanistan ve Pontus yok. Bunlar olmadığı için Türkiye var. şimdi bak artık hepsi olmaya başladı. Pontus bile. Hrant Dink kim tarafından öldürüldü? Pontusçular. Çünkü onlar Trabzon'u Ermenilere vermek istemiyorlar.

Müesses nizam el değiştirdi mi?

Müesses nizam dünyanın her yerinde sermaye hâkimiyetine verilen addır. Sermaye hâkimiyeti değişmiyor, güçleniyor. Türkiye sermayeyi elinde bulunduranların elinde bulunan bir ülkedir. Yani milli burjuvazisi yoktur. Milli burjuvazi olmadığı gibi islami burjuvaziden de söz edilemez. Burjuva oldukları sürece onlar, İslam'dan ayrılmışlardır.

El değiştirdi mi derken, sırtını orduya dayamış, kendilerini bu ülkenin sahibi gören, yüzü Batı'ya dönük kesime "Hayır artık biz varız" diyen bir Anadolu sermayesi yok mu?

Söyledikleriniz ninni gibi. 'Bir güçlü ordu ve onun karşısına çıkan taşra burjuvazisi' ancak masal başlığı olabilir. Komik. 1949'dan 90'lara kadar hepimiz dünyada bir soğuk savaş olduğuna inandık. Yoktu halbuki. Çünkü ABD ve Rusya'nın çıkarları hiçbir zaman zıtlaşmadı. şu anda AKP'nin orduyla mücadele ediyormuş gibi görünmesini de buna benzetiyorum. Yok öyle bir şey. Bu ülkenin müesses nizamı ordu tarafından değil, Türkiye dışından korunan bir şey.

ORDUDA DEĞİŞİMİ PENTEGON YAPIYOR

Yani?

Orduda değişim gibi görünen hiçbir şeyi AKP yapmıyor, Pentagon yapıyor.

Konjonktür müsaitti diyorsunuz yani. AKP yerine CHP iktidarda olsa yine bu değişim yaşanır mıydı?

AKP'yle ordunun arasının bozuk olduğunu varsaymak gülünç bir şey. Irak'ta Türk subaylarının kafasına çuval geçirenler AKP'liler miydi? Balyoz'u da Ergenekon'u da tuhaf buluyorum. ınsanlar bir de şimdi darbeci filan gibi söylemler geliştirdi. Kim onlar? Herhalde bir tek Talat Aydemir. İki kere teşebbüs etti, başarısız oldu. Darbeci odur. Kenan Evren de darbeci filan değil, darbe sonunda cumhurbaşkanı olan adamdır. Turgut Özal darbeci mi? Niye değil? 12 Eylül olmasaydı Özal başbakan olabilecek miydi...

SAKLI KİŞİLERİN YAPACAĞI ATILIM

Bu ülkeyle ilgili ümidiniz nedir?

Onlar kendilerini seçerler. Türkiye mağlubiyetler tatmaya başladığından beri bu insanlar sayesinde varlığını devam ettirebildi. İhtiyaç olduğunda, bu insanlar ortaya çıkacaktır.

Kim yapacak atılımı?

Bu ülkenin mevcudiyetinin ne anlama geldiğini anladığımız vakit burası en yaşanılır ülke olur. Fakat bunun için Türkiye'nin bir atılım yapması gerekir. Bu atılımı yapacak güce ulaşmış kişiler arasında Başbakan ve AKP kadrosu listenin en sonunda gelir. Hatta listede yer alırsa sürpriz olur.

Gizli bir örgütten bahsediyor gibisiniz...

Gizli değil fakat saklı. Türkiye'de insanlar dezenformasyona uğradıkları için kendi niyetleriyle ilgili bile karmaşık bir ruh durumu yaşıyorlar. Birtakım musibetlerin çarpması halinde bu bulanıklığın, kendi niyetlerini bile tanımama sarsıntısının aşılacağını düşünüyorum.





HABER

KAMERÎ TAKVİM ALLAH KATINDAKİ TAKVİMDİR
13.03.2012

Unutulan tarih İstiklâl Takvimi'yle hatırlanacak
İstiklâl Marşı Derneği, Hicri Takvim'in hayatımızdaki yerini yeniden alması amacıyla İstiklâl Takvimi hazırladı. 1433 yılı için ilk baskısı yapılan İstiklâl Takvimi'nde, eskimez yazının öğrenilebilmesi adına her güne ait sahife bir ders olarak tertip edildi.

Şair İsmet Özel'in Genel Başkanlığını yaptığı İstiklâl Marşı Derneği tarafından Hicri Takvim'in hayatımızdaki yerini yeniden alması amacıyla İstiklâl Takvimi hazırlandı. 1433 yılı için ilk baskısı yapılan İstiklâl Takvimi'nde, eskimez yazının öğrenilebilmesi adına her güne ait sahife bir ders olarak tertip edildi. Takvimde ayrıca, ezan vakitleri ezanî saate göre yer alıyor. İstiklâl Marşı Derneği'nin internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, İstiklâl Takvimi'nin hazırlanış amacının; gerçek zamanın neresinde olduğumuzu anlamak ve yazımızın aslına olan vukûfiyeti temin etmek olduğu belirtiliyor.

KAMERÎ TAKVİM ALLAH KATINDAKİ TAKVİMDİR

Takvimin Müslüman'ın hayatındaki yeri üzerine yapılan değerlendirmede ise şu bilgilere yer veriliyor: "Allah, insanı ahsen-i takvim üzere yaratmıştır. Hâtem-ül Enbiya olan Resul-ü Ekrem'le dinini ikmal etmiş, üzerimize olan nimetini tamamlamış ve ahsen-i takvim üzere yarattığı insan için din olarak İslâm'ı seçmiştir. Müslüman olarak itibar ettiğimiz takvim ve harfler ikmâl edilmiş dinin, tamamlanmış nimetin dışında düşünülemez. Tarih takvimle tarih olur. Sadece biz Müslümanların tarihi değil; modern manada tüm insanlık tarihi Hicret'le başlamıştır. Tarih, evvel emirde zamanın hangi esasa göre tayin edildiğine dair bilginin adıdır. Öncelikle vakti geleni ve vakti geçeni bize haber verir. Tarih içinde takvimi işleyenler bir kıvama erer. Bugün Hicrî Takvim isimlendirmesi ile bildiğimiz kamerî takvim Allah katındaki takvimdir. Yerler ve gökler bu takvime göre yaratılmıştır. Dünyada olup biten bütün hadiseler bu takvime göre cereyan eder. Melekler bu takvime göre işlerini yapar ve bir gün kıyamet de bu takvime göre kopacaktır."

KENDİ ÇAĞIMIZDA YAŞAMIYORUZ

Takvimin Türkiye tarihi üzerindeki sürecinin de değerlendirildiği metinde, Hicri Takvim'in hayatımızdan çıkartılmasıyla kendi çağımızda yaşamadığımıza vurgu yapılıyor. Batılıların Türklere vurduğu ilk darbenin Rumi Takvim hilesine başvurmak olduğu belirtilen açıklamada, "1582'de, yani "Türkler yenilebilir" fikrinden sonra mîlâdi takvimleri işlemeye başlayan Batılıların, yenilse de kendi çağında yaşayan Türklere vurdukları ilk darbe -Papa VIII. Gregory'in takvimine göre- 13 Mart 1840'da Tanzimat'ın ilk meyvesi olarak yutturulan Rumî Takvim oldu. Rumî Takvim hilesine başvurarak durumu idare etmeye çalıştığımızdan beri kendi çağımızda yaşamıyoruz, gerçek zamana ayak uyduramıyoruz. 26 Aralık 1925'e kadar Hicrî Takvim ve saatimizi yedeğimizde saklayarak geldik. Önce takvimimiz ve saatimiz elimizden alınarak vakitsiz, sonra 1 Kasım 1928'de harflerimiz hayatımızdan çekilerek dilsiz bırakıldık." ifadeleri yer alıyor.

ZAMANIN NERESİNDE OLDUĞUMUZU ANLAMAK İÇİN: İSTİKLÂL TAKVİMİ

Değerlendirmenin sonunda, İstiklâl Takvimi'yle kaybettiklerimizi hatırlamamız adına bir bilinç oluşması temennisinde bulunuluyor. Bu çalışmanın her sene yenilenerek sahici bir maarif takvimine dönüşeceği kaydedilen açıklamanın sonunda şu ifadeler yer alıyor: "Bu sâiklerle hem gerçek zamanın neresinde olduğumuzu hem de yazımızın aslına olan vukûfiyeti temin etmek amacıyla İstiklâl Takvimi hazırladık. Her sene yenilenerek sahici bir maarif takvimi olmasını, kaybettiklerimizi hatırlatmasını, onları elde etmenin yollarını açmaya vesile olmasını ümit ettiğimiz takvimimizin 1433 yılı için ilk baskısı yapılmıştır. Eskimez yazının öğrenilebilmesi için her güne ait sahifenin bir ders olarak tertip edildiği takvimimizde ezan vaktileri ezanî saate göre verilmiştir."

İstiklal Takvimi, dernek şubelerinden temin edilebilir.




İstiklâl Marşı Derneği İletişim

Adres:
Kültür Mah. Meşrutiyet Cad. No: 42/4
Yenişehir - Çankaya / Ankara

E-Posta: bilgi@istiklalmarsidernegi.org.tr

Tel: (312) 434 33 52
Faks: (312) 434 38 12
Mobil: (535) 302 67 15




SÖYLEŞİ

Özel: Biz Türkler, her zaman gavurları şaşırtmışızdır
Memleket Dergi
19 Ocak 2013

İsmet Özel ile yapılan röportaj:

Şiire karşı olan ilginiz ne zaman başladı? Şair olmaya nasıl karar verdiniz?

Eğer benim 40 yaşıma kadar yazdığım şiirlerin koleksiyonunu görmüşseniz "erbain" adını taşıyor. Orada ilk şiirin altındaki tarih, 1953'dür. Benim de 1944 yılında doğduğumu düşünürseniz demek ki o zaman 9 yaşından beridir şiire karşı ilgim var. Sanatın birçok alanına ilgim vardı. Bunun açıklaması çok basit. Ben 6 kardeşin en küçüğüyüm. Babam, 1955 yılında başkomiserlikten emekli oldu. Ailemdeki herkes iyi eğitim aldıkları için kitaplar yabancım olan bir şey değildi. En büyük ağabeyim resim öğretmeniydi. Daha ben okuma-yazma bilmeden büyük ressamların reprodüksiyonlarıyla karşılaştım. Böyle sanat eserlerine ihtiyaç duyulan bir ortamda profesyonel olarak kimsenin bir şey yaptığı yoktu. Ama ben yetişme çağlarında kendime bir gelecek eylemek için aklımı çalıştırdığımda hangi sanat dalıyla kendimi geliştirebileceğimi kendime sordum. Müzik ve resim çok masraflı olduğu için maliyeti en düşük olan şiirdi benim için. Bu yüzden şiir meşguliyet saham oldu. Kendimi şiire bağlı saymam lise son sınıftır. Ondan sonra bu işin beni taşıyacağına, benim de bu işe emek vererek kendimi sıhhatli kılabileceğime iyi gözle baktım.

BÜYÜK ŞAİRLERİN ÖNCESİ OLMAZ

Her şairin etkilendiği bir üstat vardır derler. Acaba bu doğru mudur? Sizin de etkilendiğiniz, size yön veren bir şair oldu mu?

Bir kere gerçekten öyle bir şey var mı? Şimdi tam tersine büyük şairlerin hepsi kendinden öncesi olmayan şairlerdir. Çünkü deriz ki; "bunun dili bahis konusu." Bir şair ancak kurduğu cümlede diline baskı kurduğu zaman büyük şair kabul edilir. Yani, o yüzden bu bir zincir değildir. "Filanca filancayı doğurur" şeklinde gitmez. Ama ben, gençlik yıllarımda bir söz okumuştum. Şöyle diyordu: "Sanat alanında etkiden kaçanlar, kendilerini bu büyük akrabalığa layık görmeyenlerdir." Zaten sanat alanı ister istemez müzik olsun, resim olsun, şiir olsun, etkilerle doğabilen bir alandır. Brahms'ın "Birinci senfonisini Bethowen'in 10. senfonisi etkisi altında yapmıştır" derler. Brahms, tamamen kendi rengini aksettirir, yine de Bethowen'in ruhu götürür işi... Nitekim kendisi de uzun yıllar demiştir Brahms:"Ensemde o kişinin nefesini hissetiğim için senfoni yazamadım."

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Bir dönem sosyalisttiniz. Daha sonra bu fikir değişimi nasıl oldu? İslam'ı tercih etmenize ne tesir etti?

Ben bunun için kitap yazdım. "Neden Müslüman oldun?" diye sordukları için böyle bir gerek hissettim. Şu kanaat temelden yanlıştır: "İsmet Özel, devre devre düşünce değiştiriyor." Böyle bir şey yok. Ben, akılbali olduğum sırada dünyaya nasıl bakıyor idiysem hala öyle bakıyorum. Hiçbir görüş değişikliği benim için söz konusu değil. Sadece ben, üzerinde yaşadığım toprakların ve birlikte yaşadığım insanların akibeti konusunda endişelendiğim için şöyle veya böyle davrandım. Onlar bunu beceremedikleri için bana "Bir zamanlar şuydu, sonra şöyle oldu" diyorlar. Bunu söyleyen insanlar, bu toprakların ne olduğu, bu insanların kim olduğu sorusunu bir kere bile kendilerine sormamıştır. Yani, "Sen neden bir zamanlar sosyalist görüşleri savunuyordun?" diye sormaya kalkarlarsa bana eğer benim yaşımda birisiyse ben ona "Sen neden sosyalist görüşleri hiç savunmadın?" diye sorarım. Anlatabiliyor muyum?

SAĞCISI DA SOLCUSU DA İSHAL OLDU

"Sen neden Müslüman oldun" diye birileri sorarsa ne cevap verirdiniz?

"Müslümanlığın ne olduğunu biliyor musun?" diye soruyla karşılık veririm. Ve "Sen eğer Müslümanlığın ne olduğunu biliyor olsaydın hidayete ermenin ne demek olduğunu da biliyor olman gerekirdi, Fatiha Suresi'ni okuduğunda sana ne söylendiğini de anlıyor olman gerekirdi. 'Sen, ne zaman Müslüman oldun ve niçin Müslüman oldun' diye soranlara sen ne zaman Müslüman oldun" diye sorabilirim. Eğer Müslüman değilse de "Neden Müslüman değilsin?" diye sorarım. Eğer birileri benim fikir değiştirdiğimi söylüyorsa bu bana düşmanlıklarından gelir. Kendileri ne olmuşlar kendileri ne olmamışlar onu sormak lazım. Ben hiç görüş değiştirmedim. Benim yaşıtlarım arasında sağ olan ve gençlik ideallerine ihanet etmeyen tek insan benim. Hepsi, sağcısı da solcusu da ishal oldular.

Yani hala sosyalist misiniz? Bu dediklerinizden öyle bir anlam çıkıyor.

Sosyalist düşünce değil. Ben bunu söyledim de yazdım da. Allah, bana 20 yaşımda komünist olmayı nasip etti. Ben de Allah'ın bu lütfuna hiçbir zaman sadakatsizlik göstermedim. Eğer bir insan komünist olmadan Müslümansa bu insanın Ümmet-i Muhammet'e yapmayacağı kötülük yoktur. Çünkü komünist olmak demek, cemaati esas almak demektir. Ferdi olarak namaz kılmak, ruhsat verilmiş bir durumdur. Ancak, namazın esası cemaatle kılınmasıdır. Bizim İslam'ın 5 şartı olarak bildiklerimizin hepsi, Komünistlikten ibarettir. Bir insan neden zekat verir? İslam'ın şartı olduğu için verir. Neden bir insan mülkünün servetinin 40'da birini insanlara dağıtsın? E işte komünistlik yapıyorsun. Düz mantıkta cevabı budur. Ama zekat temizlenmektir. Servetinin pis olan kısmını elinden çıkarıyorsun. Kur'an-ı Kerim'de defalarca belirtiliyor. Kazancınızda hastanın, yoksulun hakkı vardır diyor. Bir kere değil, birçok kere bildiriliyor. Senin kazanç sahibi olman, senin onun sahibi olduğun anlamına gelmiyor. Ne kazanırsan kazan; bunu temizlemiş olman lazım. Senin bunu kullanabilmen için temizlemen gerekiyor. Yani bunlar hesaba katılmadan, gizlice faiz alarak işlerini yürütenlerin, Müslüman addedilmesi, bu dine yabancı kalınması demektir. Allah katındaki dini, yedeğe almak manasına gelmektedir.

MUHAFAZAKÂRLIK MÜSLÜMANLIK YERİNE KULLANILIYORSA BU SAHTEKÂRLIĞA BİR SON VERMEK LAZIM

Peki, muhafazakârlık sizce nedir? Nasıl bakıyorsunuz muhafazakârlığa?

Muhafazakârlık tercüme bir kelimedir. Konservatif kelimesinden türemiştir. Konserve kelimesinden anlaşılacağı gibi "muhafaza etmek" anlamına gelir. Şimdi, Avrupa'da siyaset alanında bu anlaşılabilir bir şey, konservatif olmak. Çünkü Avrupa'da Orta Çağ'dan itibaren hayatın nasıl idame edileceğine dair bir takım kaideler tayin edilmiştir. Bunlar, Hıristiyani, Yahudilikle alakalı veyahut başka bir görüşün uzantısı olan kaideler değildir. Bunlar zaruretin dayattığı, zaruretin icbar ettiği kaidelerdir. Avrupa'da hayat nasıl devam edecek? Bunu bir takım kaidelere bağlamışlar. İşte "Bu kaideler olmadan da bu kaideler terk edilerek de hayatımız devam edebilir" diyen insanlara "liberal" demişler. Yani, konservatif olmayan... Bunun Türk Tarihi ile alakası var. Çünkü Avrupalıları liberal yapan da konservatif yapan da Türk korkusudur. Yani onlar, kendi sahaları içinde "Ne yapacağız da bu durumda hayatta kalacağız" endişesini Türklerin onları orada yaşamaya mecbur etmeleri yüzünden hissetmişlerdir. Şimdi, Türkiye'de Müslüman dememek için muhafazakâr diyorlarsa bu sahtekârlığın bir sonu gelmesi lazım. Müslüman mısın, muhafazakâr mısın? Müslüman'san adı üzerine Müslümanlığın kendi gereklerine uygun hareket etmen lazım. Muhafazakârlık Avrupa'ya aittir. Bilhassa da İngiltere'ye. Muhafazakarlık daha çok İngiliz siyasi algısıdır. İngiltere'nin menfaatlerini "Mevcut kurumlara dayanarak koruyacağız" düşüncesidir.

İSTİKLAL MARŞI NASIL YAZILMIŞSA DERNEĞİ DE O AMAÇLA KURULDU

İstiklal Marşı Derneği'nin kuruluş amacından biraz bahseder misiniz?

İstiklal Marşı ne sebeple yazıldıysa İstiklal Marşı Derneği de bu sebepten kuruldu. İstiklal Marşı ne için yazıldı? Öncelikle bunu açıklayalım. Bugün her milletin bir marşı varsa bizim de İstiklal Marşı'mız var. Hepimiz İstiklal Marşı'nın hikayesini biliyoruz. Bir harbin Zaferle sonuçlandırılmasına katkıda bulunmak üzere yazıldı İstiklal Marşı. İstiklal Marşı yarışmasına girip de finale kalanlara da baksanız, onların da her biri bu espriyi taşırlar. Bağımsızlık ve vatan... Hatta Kemalettin Kamu'nun İstiklal Marşı adayı olarak finale kalan şiiri, "Kim bırakır Türk kızını Yunan'ın koynuna" diyor. İstiklal Marşı'nın yazılma gayesi dediğim gibi vatandır. M. Akif'in metni kabul edilmeseydi, her hangi biri kabul edilecekti. Hangisi kabul edilirse edilsin, bugün yaşadığımız topraklarda bir müstakil devletin kurulmamasına dönük bir şeydir. Yani bu devlet kurulmuş da kabul ediliyor ama Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonucunun ne olacağı konuyu belirleyici olacak. Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılmasına moral tesir uyandıran bir metin olarak İstiklal Marşı doğdu. İstiklal Marşı'na doğduğu zaman itiraz edenler de aslında belli etmeden Sakarya Meydan Muharebesi'nin Türkler tarafından kaybedilmesini içten içe arzulayan insanlardı.

Derneği kurduğunuzda olumsuz yönde tepkiler aldınız mı? Çünkü biliyorsunuz ki, ulusalcı cenah Mehmet Akif ve İstiklal Marşı aleyhtarlığı yapabiliyorlar. Sizin de önünüze engel koymak istediler mi?

Biz Türkler, bütün düşmanlarımızı şaşırtarak hayrete düşürerek bugüne geldik. Hiç böyle olacağını sanmazlardı. Yani benim gençliğim sırasında sosyalist görüşleri savunan gençler arasında bir sıralama yapılacak olsaydı ben, Müslüman'ım diyerek ortaya çıkacak en son kişi ben olurdum. Biz Türkler, her zaman gavurları şaşırtmışızdır. Hayrete düşürmüşüzdür. Yani böyle mi olacaktı? İstiklal Harbi'nin dönüm noktası Sakarya Meydan Muharebesi mi olacaktı? Evet, biz onları şaşırttık, hayrete düşürdük. İstiklal Marşı Derneği de aynı şekilde İstiklal Marşının doğuşu gibi doğdu. Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'deki uzantıları bir şekilde milli refleksler gösteren İsmet Özel'i aleladeleştirmek üzere çareler arıyorlardı. Ne zamanki İsmet Özel'in 90'lı yıllardan itibaren İstiklal Marşı Derneği kurmak gibi fikri olduğunu duydular ve buna balıklama atladılar. "Hah" dediler. "Şimdi İsmet Özel'i bu derneğe hapsederiz" dediler. "Onu bir de bal mumuyla örtüp bir de cila sürersek basan kayacak" dediler. Fakat gene şaşırttık. İstiklal Marşı Derneği, hiç onların düşündüğü gibi bir şey olmadı ve alnı açık başı dik bir pozisyonu muhafaza etti.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Ben vatanı, kullukla bağdaştırıyorum. Eğer bir insan Allah'a secde edecekse yönünü Kabe'ye dönmek zorunda. Peki ayakları nereye basacak? Tabii ki üzerinde bulunduğu toprak parçası olan vatanına. Yani bir insan eğer vatansızsa, kul da olamaz. Bana bu cümleleri paylaşma imkanı verdiği için Memleket Dergi'ye ve size teşekkür ediyorum.





HABER

İSMET ÖZEL: TÜRK MİLLİYETÇİSİ OLMADAN MÜSLÜMANLIK TASLAYAN KÜFÜRLE UZLAŞMAYA HAZIR DEMEKTİR
8 Kasım 2014, Konya

İstiklâl Marşı Derneği’nin tertip ettiği Kâfirler ve Türk Milliyetçileri adlı seminer programı 8 Kasım 2014 Cumartesi günü gerçekleştirildi. İki celse olarak yapılan seminerin her iki celsesinde de söz alan İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel “Kâfirler ve Türk Milliyetçileri” bahsinde bir seminer için en isabetli ve merkezi yerin Konya olması sebebiyle programın bilhassa burada gerçekleştirildiğine işaret ederek konuşmasına başladı. Zira Türkiye’nin başına gelecek kötü şeylerin Konya’dan başlatıldığını, bu hususiyeti bakımından Türkiye’ye yapılacak şeylere başka yerlerden gelecek itirazların Konya’dan gelecek itiraz gibi ehemmiyet taşımayacağını ifade etti.

“Kâfirlerin karşısında mü’minler var. Yani kâfirlerin karşısında Türk Milliyetçilerinden başkaları da olabilir mi? Bir kimse Türk Milliyetçisi değilse ona mü’min diyebilir miyiz?” Sorularını dile getiren İsmet Özel İstiklâl Marşı’na işaret etti: “ ‘Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var’ diyor İstiklâl Marşı. Türkiye’nin mevcudiyeti dünyada İslam’ın teminatıdır. Başka bir teminat yoktur. Bu İstiklâl Harbi ile gösterilmiş bir şeydir. Birinci Dünya Savaşı’na ‘seferberlik’ denmişti. Çünkü haritadan silinmemek ve ortadan kalkmamak amacıyla seferber olundu. Burada askerî bir tabir değil, hayatî bir tabir söz konusu. Ve seferberlik sonucunda muvaffak olunamadı. 1918 yılında siyasi bir organizasyon ve askeri bir güç olarak İslâm yok oldu. İstiklâl Harbi dünyaya Müslümanların hala bir devleti ve askeri gücü olduğunu dünyaya göstermişti. Onun için İstiklâl Marşımız Kahraman Ordumuza ithaf edilmiştir. Dolayısıyla Türk Milliyetçisi olmadan Müslüman olduğunu söylemek küfürle her sahada uzlaşmaya hazır olduğunu söylemiş olmak demektir. Çünkü Türk Milliyetçileri kâfirlerle masaya ancak kendi mevcudiyetlerinin inkâr edilmemesi şartıyla otururlar ve oturdular. Lozan Antlaşması imzalandığında Amerika Birleşik Devletleri’nin Almanya seferi dedi ki ‘İsa bir daha çarmıha gerildi ve Amerikan Bayrağı çamurda sürüklendi.’ Lozan Antlaşması muazzam bir şey mi? Hayır. Muazzam değil ama Türk Milliyetçiliğinin en azından mevcudiyetini muhafazada kararlı olduğunu göstermiştir.”

“Bugün İstiklâl Marşına muhalif bir tavır Türkiye’ye hâkim. ‘Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı’ sözü Türkiye’de en netameli söz olarak yaşıyor. Mesela bir süre önce Diyarbakır’a bir Emniyet Müdürü atadılar ve o ekranda dedi ki ‘Önce vatan değil, önce insan.’ Bunu bütün dünyaya söyledi. Yani ‘Vatandan vazgeçebiliriz.’ Bu çok yoğun ve azgın bir şekilde insanları bağlıyor.”



“‘Doğacaktır sana vaat ettiği günler hakkın. / Kimbilir belki yarın belki yarından da yakın.’ İstiklâl Marşı diyor ki bizim dünyada kâfirlerin gözünü yıldıran bir düzene kavuşmamız o kadar kolaydır ki ‘yarından da yakın!’ İşte bu geçen 91 sene içerisinde ‘yarından da yakın’ kısmını birileri heba etti. Şimdi elimizde sadece ‘yarın’ var. Bu ‘yarın’ı kaybetmemeye azmedersek Allah vadinden dönmez. Ama biz Allah’ın vadine sırt çevirirsek başımıza geleceği de bir felâket olarak tanımayabiliriz. Halbuki Türkiye’de insanlar başlarına gelen belanın ne olduğuna dair hiçbir fikre sahip değiller.”

İsmet Özel konuşmasında şunları söyledi: “Bir Çözüm Süreci alçaklığı var. Çözüm Süreci’ni baltalamak falan filan diye bir şeyler söylüyorlar. Sanki Çözüm Süreci matah bir şeymiş de baltalayanlar kötü bir şey yapıyormuş gibi. Türkiye’de bir Kürt meselesi yoktur. Araplar biz Türklerden ayrılmayı Birinci Cihan Harbi’nde kabul ettiler. Haklıydı Araplar Osmanlılara gadretmekte diye bir şeyler söylenebilir. Çünkü Osmanlı Devleti Araplara ve Greklere karşı hususi tedbir alarak bir idare yürütmüşlerdir. Çünkü bu iki kavim geçmişte devlet tecrübesi olan kavimlerdir ve Osmanlılar bunların iktidarı kendi elinden alacağından endişe etti… Araplar bunu yaptılar ama Kürtler İngilizlerin soktukları nifakı reddettiler. Lawrence gibi Kürtlerin arasına sokulan İngilizleri de fazla yaşatmadılar. Kürtlerin arasına gâvur sokulması işi bilhassa 1960’tan sonrasıdır. Kürtlerde millî bir bilinç yoktur. Sadece Amerikalıların onlara öğrettikleri kadar Kürttürler. Kürtler Müslüman bütünden ayrılmayı Cumhuriyet ilân edilirken reddettiler. Ve Müslüman oldukları için ‘Türküm’ demekten gocunmuyorlardı. Ta ki Amerikan telkinleri -ve sadece telkinle olmaz o işler dolar da aktı- sonrasında bu işler çıktı.”

“Türkiye’de Kürtlere sosyal haklar, siyasi haklar verilmelidir cümlesini söyleyen adama şunu söylüyorum. Türkiye’de Kürtler kendilerine sosyal, siyasi haklar yürütülmesi için yürüttükleri mücadelede hangi araçları kullandılar? Bunların hepsi eksiksiz Türkiye aleyhine şeylerdir. Ormanlarımızı yaktılar. Uyuşturucu, kumar, fuhuş, bilhassa hep Kürtlerin eliyle yürütüldü. Onlar önce bana verdikleri zararı telafi etsinler; sonra bakalım ben onlara ne veriyorum. Bu kadar bozulmanın… Ki onlar buna ‘bozulma’ değil ilerleme diyorlar. ‘Töre cinayeti’ diyorlar, ‘Namus cinayeti’ deseler namussuzlukları ortaya çıkacak.”

“Kâfirler ve Türk Milliyetçileri dendiği zaman iki farklı kültürün değil, iki zıt kültürün mevcudiyetinden bahsedilmiş olduğunu vurgulayan İsmet Özel Avrupa’da Roma İmparatorluğu sonrasında başlayan feodal işleyişin meydana getirdiği içtimai yapı karşısında Türklerin meydana getirdiği, merkezi otoritenin bütün tebaayı fert fert himaye altında tuttuğu bir düzenin başarısının bir netice doğurduğuna işaret etti. Bu düzen İslamî bir düzen değildi, zira bunun İslâmî olmamasına İlmiye, Kalemiye ve Seyfiye’den oluşan Sunuf-u Devlet sebep oldu. Zira İslâmî bir düzen bu sınıfların muhtariyetlerine, imtiyazlarına müsaade etmeyecekti. İslâmî olmamasına rağmen bu şekilde meydana getirilen Türk düzeni, kâfirler karşısında bir üstünlük ve parlaklık elde etmişti. Türk düzeni Antik Çağ’dan ve Orta Çağ’dan geçmiş olan dünyanın tanıyıp gördüğü en iyi düzendi. Türkler İslam’ın muteber alanını Bağdat-Şam ekseninden İstanbul’a taşıdılar.”



TÜRK MİLLİYETÇİLERİ GASP VE TECAVÜZ DÜZENİNİN KARŞISINDA DURAN İNSANLARDIR

“Batı’da “millet” dinle alakayı kesmeyi ifade eden bir şey iken bizde millet dinle kenetlenmeyi gerektiren bir şeydir. Milliyetçi kimdir? Aşılması gereken bir engel olarak milliyetçiyi bulan kimsedir. Yani birileri milliyetçilik yapıyorsa mecburen ona karşı milliyetçilik yapma zarureti doğmuştur. Başka birileri bir milleti kendi milliyetçilikleri dolayısıyla zarara uğratıyorsa o millet de kendi milliyetçiliğine sarılmak durumundadır. Ben milliyetçiyim diyorsa birisi, birileri onun milletine bir şeyler yaptığındandır. Milliyetçilik milletin uğradığı zararla izah edilebilecek bir şeydir. Türk milliyetçiliği dediğimizde İslam’ın Türklerden başka sığınacak yeri kalmaması sebebiyledir. Haçlı Seferleri Müslümanlara karşı değil, Türklere karşı yapılmıştır. Tarih kitapları da Haçlı Seferleri’nin başarısızlığının mimarı olarak Türkleri göstermektedir. Türk varlığı dünyadaki istismar ve gasp düzenine karşı bir blokaj idi. Türk milliyetçileri bu sisteme; gasp tecavüz ve yağmalama sistemine karşı insanlardır.”

“Dünyada ‘Duraklama Devri’ olan bir devlet yoktur. Hem de Osmanlı’nın en uzun devri! Bunun bir sebebi vardır. Türkler daha işin en başında bir Türk düzeni temin ettiler ve bu düzen kâfirlerin bütün karşı koymalarına rağmen kendini değerli kıldı. Biz Batı’dan gelen şeylere hep ‘gâvur icadı’ dedik. Çünkü bunların hepsi bizdekilerin aşağısında şeylerdi.”

Seminerin ilk celsesinde söz alan İstanbul Şube Başkanı Lütfi Özaydın millet mevzuunda bilhassa eğitim düzeninin meydana getirdiği çarpıklık sebebiyle insanların kafalarının karışık olduğuna işaret ederek konuşmasına başladı. Mızraklı İlmihal’deki millet tarifi muvacehesinde, din ile milletin ayniliğine işaret eden Lütfi Özaydın bütün peygamberlerin aynı millete mensup olduklarını, başka milletlerin varlığının küfrün tek millet oluşu çerçevesinde yer alabildiğini ifade etti. Türklerin lisanının İslâm’dan gayrı bir menşei olmadığını vurgulayan Lütfi Özaydın Türklerin ‘gâvur’ dediklerine üstünlük kurarak kendilerini gösterdiğini söyledi. Kendinin Müslüman olduğunu söyleyip de başka bir etnik mevcudiyete mensubiyetle iş gören kimselerin pozisyonlarının hususen bir çarpıklık arz ettiğini belirterek Türkiye’nin darül İslâm olması sebebiyle Türkiye olabildiğini vurgulayan Lütfi Özaydın, Türkiye’nin ‘çağdaş uygarlık seviyesi’ gibi şeyler dolayısyla doğmuş olamayacağını ifade etti. Bugün Müslüman olarak bilinen birçok çevrede İslam’a mugayir ve bilhassa Hıristiyanlıkla irtibatlı etnik temayüllerin ilerlemiş vaziyette olduğuna dair örnekler vererek Türk Milliyetçilerinin kâfir aklını ve kâfir aklından çıkan şeyleri necis saydıklarını söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Ankara Şube Başkanı Mehmet Tunçel konuşmasında kimlik, ulus, ulusçuluk, vatan, vatandaş gibi birtakım kelimelere Batı dillerinde karşılık olarak gösterilen kelimelerin manalarını izah ederek Türk kafası ile kâfir kafasının zıddiyetine işaret ettiği konuşmasında kâfirlerin kendi meselelerini ele almak üzere kafa yordukları bilimsel ve akademik çalışmalarla cesamet kazandırdıkları kelimelerin, mefhumların Türklerin kendilerini izah etmeleri bakımından elverişsiz olması bir yana, bunları kullanmamızın düşmanın silahıyla intihar etmek gibi bir neticeye müteveccih olacağını ifade etti.

İSTİKLÂL HARBİ MEDİNE’DE BAŞLADI

İstiklâl Marşı Derneği İkinci Başkanı Durmuş Küçükşakalak Türkiye’de Türk Milliyetçiliği haricindeki tüm milliyetçiliklerin etnik milliyetçilikler olduğunu ve etnik milliyetçiliğin küfür milliyetçiliği olduğunu ifade ederek “Türkiye'de Müslüman olduğunu söyleyen fakat Türkiye'de şunların da hakkı var, bunlarında anavatanıdır burası diye gagasını açan herkes bir gün Türk milliyetçilerine kâfir olmadıklarını ispat etmek mecburiyetinde kalacaktır.” dedi. Durmuş Küçükşakalak İstiklâl Harbi’nin başlangıç tarihi olarak İzmir’de Hasan Tahsin’in attığı kurşuna veya Hatay Dörtyol’da Fransızlara karşı ayaklanma hadisesine işaret edenlerin yanıldığını ifade ederek İstiklâl Harbi’nin Medine’de başladığını beyan etti: “Mondros’la Osmanlı’nın mağlubiyetiyle bitti. Padişah emir üzerine emir gönderdi Fahreddin Paşa’ya. ‘Bırak, İngilizlere teslim et gel!’ diye. Bu olmadı, doktorlar gönderdiler Fahreddin Paşa’ya deli raporu yazdırarak görevden almak için. Savaş bitmiş. Resmen de bitmiş, fiilen de bitmiş. Ama bir yerde savaş var, hem Osmanlı’ya karşı, hem de İngilizlere karşı bir savaş başlamış. İstiklâl Harbi orada başlamıştır. Dolayısıyla nasıl ki Türklük –İsmet Bey’in dediği gibi- Mescid-i Dırar hadisesiyle başladıysa Türk Milliyetçiliği de Medine’de, aynı yerde başlamıştır.”



BAŞKA MİLLETLER KONUŞAMAZKEN TÜRK MİLLETİ SÖZÜNÜ SÖYLEMİŞTİ

Seminerin ikinci celsesinde söz alan İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Faysal Toprak Avrupa’da milletlerin bir sentez olduğuna işaret ederek öncelikle Batı Medeniyeti’nin öncülüğüne oynayan iki milleti ele aldı. Bunlardan biri olan Fransızların ortak bir lisan olarak teşekkül etmesinin çok evvelinde Türk Milleti’nin Yunus Emre ile Nasreddin Hoca ile varlık göstermekte olduğunu söyleyerek Avrupalıların yeni konuşmaya başladığı bir vakitte Türklerin söyleyeceğini zaten söylemiş olduğunu ifade etti. Batı’da milliyetçilik cereyanları içerisinde bilhassa Yahudilerin oynadıkları birtakım rollere işaret eden Faysal Toprak Türkiye’de de “Türkçülük” adı altında yapılan birtakım şeylerin yine Türk olmayanlarca yürütüldüğünü ifade etti. Bugün Türk Milliyetçisi olmamak için kâfir sayısı kadar sebep icat edilebildiğini belirten Faysal Toprak, Türk Milliyetçisi olmanın ise gayet yerinde ve kolay bir amel olduğunu ifade etti.

Konya Şube Başkanı Mustafa Deveci konuşmasında Türkiye üzerindeki kâfir planlarına işaret ettiği konuşmasında Bugün Türk Milliyetçiliğiyle alakalı imiş gibi bilinen Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk Milliyetçiliğini Kürt düşmanlığı derekesine indirmekle görevlendirilmiş bir teşkilat olduğunu ifade etti. Türkiye’de bölünme, parçalanma gibi gündemlerin pompalanması karşısında Türkiye üzerinde asıl etkinlik gösteren planın buharlaşma ve seyreltilerek yok olma planları olduğuna dikkat çektiği konuşmasında Türkiye aleyhine planların bilhassa sosyalist görünümlü, milliyetçi görünümlü ve İslamcı görünümlü gayrimüslimlerin rol oynamasıyla mesafe katettiğini dile getirdi.

İstiklâl Marşı Derneği Genel Sekreteri Mustafa Tosun teknik, medeniyet ve yabancılaşma meseleleri çerçevesinde gerçekleştirdiği konuşmasında medeniyetin bir çürümenin, Allah’a kulluk görevinin yadsınması hadisesi manasını taşıdığını söyledi. Teknolojinin insanları, insan olmalarını temin eden hususiyetlerin dışına sürüklediğine dikkat çeken Mustafa Tosun, bunun bir nevi putperestlik olarak bugün kendini gösterdiğini beyan etti. Bu ortam karşısında yabancılaşmanın Müslümanlar için bir çıkış yolu olduğunu, insanın her şeyin ölçüsü olduğu fikrinin meydana getirdiği sapkınlık karşısında bir tedbir olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.




HABER

İsmet Özel'den ağır eleştiriler
Zaman 20 Mart 20115

Ünlü şair ve yazar İsmet Özel, Şah Fırat Operasyonuyla gerçekleşen çekilmeyi eleştirdi, AKP'ye ciddi suçlamalar yöneltti. Operasyonu ''dangalaklık ve alçaklık'' olarak niteleyen Özel, AK Parti iktidarı döneminde halkın Kuran-ı Kerim'den uzaklaştığını savundu.

İstiklâl Marşı Derneği’nin Sekizinci senesi münasebetiyle düzenlenen “Darü'l-İslâm Nedir, Ne Olmalıdır? Misak-ı Milli Ne İdi, Ne Oldu?” adlı panel düzenlendi. Panelde Türk-İslam sentezini savunan ve ve entelektüel ağırlığı bulunan Dernek Genel Başkanı şair İsmet Özel, önemli tespitler ve güncel konulara dair eleştirilerde bulundu.

AKP İKTİDARI İLE KUR’AN’DAN KOPARILDIK

Panelde konuşan İsmet Özel, Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin?” şiirine müracaat ettiğimizde bu vatanın sahibinin ölüler olduğunu anlayabileceğimizi söyledi. İsmet Özel, şöyle devam etti:

“Biz de bunu maalmemnuniye kabul ediyor ve diyoruz ki birisi bu vatanı birilerine pazarlamak istiyorsa bunun için önce sahiplerinden icazet alsın. ‘Tamam, verebilirsiniz arkadaş!’ diyorlarsa o zaman olur o iş!”

Özel konuşmasının devamında şöyle dedi:

“Türklerin herkesin başına belâ olduğu bir vakıadır. Onun için Gladstone ‘Bunların elinden Kur’an’larını almadıkça mağlup edemeyiz.’ dedi ve o bu lafı söyledikten sonra da sistemli, planlı olarak bizi Kur’an’dan koparma politikası yürütüldü. AKP iktidarıyla bu sonucu aldılar. Biz AKP iktidarı ile Kur’an’dan koptuk. Çünkü adam ne diyor? ‘Bizi kabul etmezseniz, Kopenhag Kriterleri’ni Ankara Kriterleri yapar yolumuza devam ederiz!’ Bundan kaç sene önce söyledi bunu değil mi? Bu Kur’an’ı hiçe saymak, Kur’an’la savaşmaktır!”

SÜLEYMAN ŞAH OPERASYONU BİR DANGALAKLIK VE ALÇAKLIKTIR

“1918 senesinde bu yaşadığımız topraklarda can ve mal emniyeti bakımından en tehlikeli yer Türk Bayrağı’nın altıydı. Herkes, istisnasız herkes Yunan, İngiliz, İtalyan, Fransız ve en garantilisi Amerikan bayrağı altında selâmet arıyordu. Herkes! Hangi makamda hangi servet seviyesinde olursa olsun. Ama Allah mü’minlerin duasını kabul etti ve Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra bu topraklarda can ve mal emniyeti bakımından en güvenilir yer Türk Bayrağı’nın altı oldu. 1921’den sonra. Biz 1920’de Ermeni ve Fransız kuvvetlerini Maraş, Urfa, Antep sınırları dışına attık. Ama Sakarya Meydan Muharebesi’ni Türkler kazanınca bizimle anlaşma masasına oturmaya mecbur kaldılar. ‘Zorla bunların ellerinden topraklarını alamayacağız!’ Ondan sonra Güney sınırımız tespit edildi. Güney sınırımız sanıldığı gibi cetvelle çizilmedi. Güney sınırımız 1921’de Fransızlarla yaptığımız anlaşmayla, petrol kuyuları Türkiye’de kalmayacak şekilde çizildi. Oradaki bütün kıvrımlar petrol kuyularının olduğu yerlerdir. Türkiye’nin içine doğru olan yerler. Ama son zamanlarda Süleyman Şah Operasyonu diye bir dangalaklıkla ve alçaklıkla karşı karşıya kaldık. Çünkü Lozan’da Süleyman Şah Türbesi Misak-ı Milli’nin gerçek sınırını işaret etmek üzere konulmuştu. Gâvurlar petrolü bize bırakmamak için Misak-ı Milli’den daha dar bir alana bizi ittiler. Ama bizim Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanmak suretiyle Misak-ı Milli’den vazgeçmediğimizi yüzlerine vurmamız, Süleyman Şah Türbesi’nin kabulüne sebep oldu. ‘Aslında sizin sınırınız buradan geçiyor!’ demekti o.”

TÜRKİYE'DE İNSANLAR HAYATLARINI BAŞKASININ LÜTFETTİĞİ PARAYLA DEVAM ETTİRİYOR

“Şu anda Türkiye Dünya Sistemi’nin problemli bir alanı olarak duruyor. Bunun maddî, bariz hatta malî bir hali var. Hepimizin bildiği şey şu: Türkiye en az otuz senedir sıcak parayla ayakta duruyor. Ne demek bu? Türkiye’ye Türkiye’nin kazanmadığı, Türkiye’de yapılan iktisadî faaliyetin hâsılatı olmayan bir para pompalanıyor. Türkiye’de insanlar günlük hayatlarını başkalarının onlara lütfettiği parayla devam ettiriyorlar. Şimdi AKP iktidarı Türkiye’de refah seviyesinin yükseldiği iddiasıyla taraftar toplamaya çalışıyor. Evet, şu anda Türkiye’de insanların hayat standardı yükselmiş gibi görünüyor. Ama bu kendilerinin olmayan bir parayla sağlanmış bir şey. Nasıl Almanya ile Yunanistan arasında bir problem çıktı? Alman bankaları dediler ki, ‘Verin paramızı geri!’ Yunanlılar da hâlâ vermediler. Ama Türkiye’de bu iş nasıl olacak? İçinde bulunduğumuz milâdî yılda, hangi ayında olacak bilmiyorum, hele Nisan gelsin, Ermeni soykırımı meselesi dolayısıyla neler olacak? Şu anda Ermeni diasporasının Türkiye’de hangi alanlara tahakküm ettiği konusu hiç kimsenin bildiği bir şey değil. Yunan malî gücünün de Türkiye’de kapsadığı alanı kimse bilmiyor. Bütün bunların siyasî sonuçları olacak.

TİCARETHANEM BÜYÜYECEK, TÜRKİYE OLMAYIVERSİN!, İNSANLAR BUNA RAZI HALE GELDİ

''Türkiye’de insanlar karar vermek zorunda kalacaklar. Bazı malî imkânlarından mahrum mu kalacaklar yoksa bunlar daha da iyileşerek siyasî birtakım şeylere razı mı olacaklar? Yıllar öncesinden Ermeniler dediler ki siz şu soykırımı kabul edin, özür dilemeyi de kabul edin, tazminat da verin tabii, bunun mukabili toprak talebimizi geri alacağız dediler. Buna benzer şeyler. Bu talepler ileri sürüldüğü zaman Türkiye’de bunlara itiraz eden olacak mı? İstanbul’un bir beynelmilel bir şehir haline gelmesi, Boğazlar’da uluslararası bir otoritenin, belki BM’nin yeni bir teşkilat çalıştırması. Kurulacak Kürdistan’a Suriye’den, Irak’tan, İran’dan olduğu gibi Türkiye’den de bir miktar saha tahsis edilmesi gibi şeyler insanların refahlarını korumak için razı olacakları şeyler. ‘Tamam benim ticarethanem beş misli büyüyecek, Türkiye olmayıversin!’ İnsanlar buna razı olacak hale getirildiler.”






Siz de biyografi.net'te yer alabilirsiniz
"
İyi ki, biyografi.net var!" 



biyografi.net
    İngilizce Biyografi
   English Biography

    ünlü kadınlar

   Nasreddin Hoca
  ben de biyografi.net'teyim
  fıkralardan seçmeler



   Makaleler
   BİR NESLİN ÖNCÜLERİ DİZİN
   BİR NESLİN ÖNCÜLERİ İÇİNDEKİLER
   Yüzellilikler Listesi
   ULUSLARARASI “İPEK YOLU’NUN YÜKSELİŞİ VE TÜRK DÜNYASI” BİLGİ ŞÖLENİ
   OSMANLI PADİŞAHLARI SIRALAMASI
   33 yazarın Türk Çocukluğu
   MAHMUT ÇETİN HAKKINDA YAZILANLAR
   1 KASIM 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
   7 HAZİRAN 2015 SEÇİMİ MİLLETVEKİLİ LİSTESİ
   100. Yılında Balkan Harbi

  Biyografik Takvim
ocak şubat mart
nisan mayıs haziran
temmuz ağustos eylül
ekim kasım aralık

    Tanıtım

    Tanıtım



   İletişim
BİYOGRAFİ NET YAYINCILIK
Tel: 0542 235 72 49



biyografi.net@gmail.com

İkitelli Vergi Dairesi
11452255634
Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

 

Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları Pasaj Grup
Powered By Webofisi.com