Eczacılık eğitimi 1839 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahanenin içinde bir eczacı sınıfının açılmasıyla başlar. İlk eczacılık sınıfında 1870 yılına kadar öğrenim dili Fransızcadır. Sınıfın ilk mezunları ise Ahmet Mustafa Efendi ile Kadri Süleyman Efendi olur.
İstanbul'daki ilk Türk eczanesi 1895-96 senesinde Eczacı Halil Hamdi Bey tarafından açılır. "Eczahane-i Hamdi" adıyla Zeyrek yokuşunun üzerinde açılan bu ilk Türk eczanesi hemen şöhret kazanır. Hamdi Bey yeni eczane açmak isteyenlere de destek olur.
1898 yılında "Halep Eczanesi" Bahçekapı'da, Hamdi Bey'in desteğiyle, Halepli olan Beşir Kemal (Pelin) tarafından açılır. Beşir Kemal, eczanesinin adını sonradan "Beşir Kemal Eczanesi" olarak değiştirir. 1917 yılında da eczanesini Sirkeci Meydanı'na bakan çifte kapısı olan bir dükkâna taşır. Eczanenin vitrininde çok gösterişli porselen ilaç kavanozları ve vazoları Avrupa'daki eczane vitrinleriyle yarışır vaziyettedir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra bütün dünyada olduğu gibi eczacılıktaki değişim rüzgârları ve sanayileşme ile birlikte bu güzel porselen cam ilaç kavanozları yerlerini kutu, şişe ve paketlere bırakır. Bu değişim seneler içinde Beşir Kemal Eczanesi'nin vitrinine de yansır.
Beşir Kemal Eczanesi'nin önünde çalışanların çektirdiği fotoğrafa baktığımızda, vitrindeki büyük "Seksülin" ve "Pektorin" reklam kutuları dikkat çeker. Bu müstahzarlar Beşir Kemal'in en popüler olan ürünleridir. "Seksülün iktidarsızlık hapı" kutusunun üzerinde "ademi iktidar (iktidarsızlık), bel gevşekliği (erken boşalma), hezali asabi (sinir bozukluğu nedeniyle vücutta titreme hâli), kana kuvvet, dimağa kuvvet, umumi sinir zafiyetine" ibareleri bulunur. Vitrinde gördüğümüz ikinci ilaç olan "Pektorin" kutusunun üzerinde ise şu ibareleri görürüz: "Her nevi öksürüğün en müessir ilacıdır, mideyi bozmaz, istimali (kullanımı) kolaydır."
Beşir Kemal, Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurucularındandır (1908). Titizdir, mesleğini aşkla yapar, kurallara tıpa tıp uymasıyla bilinir. Beşir Kemal, hazırladığı ilaçların adlarının başına "Osmanlı" veya "Şark" gibi sözcükler kullanmayı tercih etmiş, böylece yerli üretim olduklarını belirtmek istemiştir. Osmanlı Kınakına Hülasası; burun tıkanıklıklarını açan Sıhhi Osmanlı Enfiyesi, Sıhhi Osmanlı Sabunu, Şark Sürmesi, Beşir Kemal Sübyesi o dönemin en ünlü hazır ilaçları olur.
1929 yılında manevi oğlu Eczacı Mahmut Cevat'ı eczane ve laboratuvarına ortak yapar. Bu dönemden sonra İlaç kutularının üzerinde ve ilaç etiketlerinde "Beşir Kemal Pelin ile birlikte Mahmut Cevat Pelin" adını görmeye başlarız. Mahmut Cevat Pelin 1936-1954 yılları arasında "Türkiye Eczacılar Cemiyeti" yönetim kurulu başkanlığı yaparak eczacılık mesleği adına pek çok çalışmaya imza atar.
Sirkeci Meydanı'ndaki gösterişli Beşir Kemal Eczanesi'nin üst katında bir de doktor muayenehanesi yer alır. Tıknaz, kısa boylu bir doktor olan Rif'at Hüsamettin'in, çiçek hastalığının seyrini hafifleten, formülünü kendi geliştirdiği bir serumu vardır. Aynı zamanda haftanın bazı günleri yoksul hastaları muayenehanesinde ücretsiz bakmaktadır. Muayenehanesinin alt katında bulunan eczacı dostu Beşir Kemal'in eczanesinden fakir hastalarına yazdığı ilaçları hazırlatır ve ücretsiz olarak hastalarına bu ilaçları verir. Mesleğinin ilk yıllarında Dr. Rif'at Hüsamettin Paşa, Pasteur Enstitüsü'nden kuduz aşısı hakkında uygulamaları eksiksiz yaptığı, stajı başarıyla tamamladığına dair sertifika almıştır.
17 Ekim 1892 tarihli, Louis Pasteur imzalı belgede şöyle yazar:,
"Osmanlı ordusunda hekim olan Dr. Rif'at'ın Pastör Enstitüsünde kuduzla mücadele servisinde iki ay boyunca uygulamalı çalışmalara devam ettiğini, kendisinin bu işlere devam etmeye muktedir olduğunu ve kuduz aşılarını yapmak üzere ilikleri hazırlamaya ehliyetli olduğunu tasdik ederim."
Dr. Rıfat Hüsamettin hocası Louis Pasteur ile olan ilişkisini hiç kesmez ve hocası ile sürekli mektuplaşarak bilgi aktarımı yapmaya devam eder. Paris'te Val-de-Graâce Askeri Tıp Okulu'nda ihtisas yaptığı sırada çok güzel bir Fransız hanıma kalbini kaptırır. Hayatının aşkına evlenme teklif eder ve Paris'te evlenirler. İlk oğlu Paris'te dünyaya gözlerini açar. İhtisasını bitirip ailesiyle ülkesine dönen Dr. Mehmed Rıfat Hüsamettin, 1893 yılında binbaşılığa terfi eder.
Louis Pasteur'ün kuduz aşısını 1885 yılında insan üzerinde deneyerek olumlu sonuç almasından sonra Pasteur Enstitüsü'nde edindiği bilgileri 1893 yılında İstanbul'daki bir kolera salgınında uygular Rif'at Bey.
1892'de kurulan "Telkihhane-i Şahane"de (Aşı Enstitüsü), aynı yıl, ilk kez kuduz aşısı üretilir. Türkiye'de sadece aşı üretmek için kurulan bu kurum, yine aynı yıl ilk defa büyük ölçekte yerli çiçek aşısı üretimine başlar. 1897 yılında Aşı Enstitüsü'nün başına Dr. Mehmed Rif'at Bey getirilir ve burada 1908 yılına kadar görevinin başında büyük işlere imza atar..
Savaş yıllarında Göztepe'deki köşkünü savaş yaralılarına açar. Dr. Mehmed Rif'at Hüsamettin Bey'in eşi Sabiha (Reine) Hanım, annesi Havva Hanım ve komşuları, savaş yaralılarına iç çamaşırı ve gömlek dikip, yün çorap örerek yardım ederler. Eşi Sabiha Hanım bu gönüllü çalışmasıyla Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti tarafından takdir edilir ve madalya verilerek onurlandırılır.
Askeri Tıbbiye'de Patolojik Anatomi derslerine de giren Prof. Dr. Mehmed Rif'at Hüsamettin Paşa'nın üniversite sonrası hayatı Sirkeci'deki Beşir Kemal Eczanesi üzerindeki muayenehanesinde serbest doktorluk yaparak geçer.
1922 yılının soğuk bir şubat günü içini ısıtmak için Sirkeci'deki işkembeciye giden Dr. Rif'at, Burada fenalaşır, tansiyonu çıkar. Acil müdahale için hemen yakındaki Beşir Kemal Eczanesi'ne haber verilir ama yapılacak hiçbir şey kalmamıştır! Çok sevilen Paşa orada son nefesini verir ve hayata gözlerini kapar...
KAYNAK: (SİNEM US, "Eczanedeki Kırmızı Dolap", Remzi Kitabevi, 2025)
Not Defterimden facebook 19 Şubat 2026