Ana Sayfa Kategoriler Editör İletişim  

   Alfabetik Arama
A B C Ç D
E F G H I
İ J K L M
N O Ö P R
S Ş T U Ü
V Y Z

  Biyografi Arama



   Ekstra
     müstear isimler
     peygamberler
     Asr-ı Saadet'te Türkler
     basında biyografi.net
     Biyografi Nedir?
     neden biyografi.net
     sizin biyografiniz
     cv nasıl hazırlanır ?
     genel biyografi kitapları
     takma adlar
     editör

 Linkler 
   Biyografi Analiz
   facebook/Biyografi Net
   twitter.com/biyografinet
   Biyografi Atölyesi
   boğazdaki aşiret
   biyograf
   biyografi kitabı
   biyografimarket.com

   Biyografi Arama

  

isim ara soyadı ara
 
   
   

     Biyografi Market İçerik  
KİTAP BİYOGRAFİ
 Portre Anlatı
 Günlük
 Biyografi Dosya
 Mektup
 Kronoloji
 Kim Kimdir
 Anı-Hatırat
 Otobiyografi
 Biyografi Genel
 Şecere
 Biyografik Araştırma
 Gezi-Seyahat
 Biyografik Roman
 Biyografik Şiir
FOTOĞRAF
 Albüm
 Görsel Kitap
 Biyografik Fotoğraf
 Şehir Fotoğraf
 Tarihi Eser Fotoğraf
  SAHAF KİTAP
  KAYNAKÇA
 Kaynak Tarama-Kupür
 Bibliyografya
 Armağan
 HARİTA
 DVD-CD-VCD
 Biyografi Film
 Biyografi Belgesel
 KİTAP GENEL
 Türkçe Dil Öğretimi
 Kaynak-Çeviri
 Eser

Daha Fazlası BiyografiMarket.com'da



Batıniliğin İçyüzü* 
Niçin batınilik? Ya da batıniliği ortaya atmaya, batınileri sevk eden sebep nedir?

Mezhepler hakkında bilgi veren alimlerin üzerinde tam mutabık kaldıkları husus şudur: Bu daveti, herhangi bir fırkaya bağlı, herhangi bir peygambere inanan, bir din saliki başlatmamıştır. Bu işi yönlendirenler, tere yağdan kıl çeker gibi insanı dinden çıkarmaya vardırmaktadır. Bu iş, mecusiler ve mazdekilerden bir topluluk ile dinsiz düalist-lerden bir grup ve eski dinsiz filozoflardan kalabalık bir taifenin karşılıklı akıl danışmalarından ortaya çıktı. Akıllarını, fikirlerini din saliklerinin hükümdarlığıyla uğradıkları sıkıntılardan kurtulmak için seferber ettiler. Yaratıcıyı inkar etmek, peygamberi yalanlamak, haşr ve neşri ve sonunda Allah’a dönüleceğini tekzip etmekten ibaret olan inançlarını söyleyemez oldular. Bu noktaya kadar varan bu belalar müslümanlardan dolayı başlarına gelmişti. İşte bu belanın keder ve sıkıntılarından nefes alabilmek için tedbirler almaya, çareler aramaya koyuldular. Bu cümleden olarak şu iddialarda bulunuyorlardı:

*Biz işin gerçeğini öğrendikten sonra gördük ki, bütün peygamberler aslında şahsiyetleri karışık kişilerdir. Çünkü onlar gözbağcılık ve gerçeği batıl ile karıştırıcılık yaparlar. Halkı köleleştirmek istemişlerdir. Bu cümleden olmak üzere Muhammed’in işi büyüdü ve zararlı bir hal aldı. Daveti bütün ufuklara ulaştı. Gücü arttı ve ünü yayıldı. İm-kanları genişledi, sonunda da bizden öncekilerin mülklerine, saltanatlarına sahip oldu. Bizim akıllarımızı küçümse-yerek vilayetleri sömürmeye devam ettiler. Yeryüzünü boydan boya çiğnediler. Savaş yolu ile onlara karşı durma-ya imkan yoktur. Elde ettikleri ve ısrarlı bir şekilde korudukları şeylerden onları hile ve desise yolundan başka bir yolla vazgeçirmek mümkün değildir. Eğer biz onları mezhebimize davet etsek şiddetle karşı gelirler ve bizi dinle-meyip kabul etmezler. Öyleyse şöyle bir yol tutmalıyız:

Onların fırkalarından birisinin inancını benimser gözükmeliyiz. Bu fırka, içinde en kaba akıllı, rey bakımından en zayıf ve olmayacak şeyleri kabul etmeye en mülayim huylu olanların fırkası olmalı. Süslü yalanları kabul etmeye en uygun huylu olanlar olmalı. Bu vasıflara uygun olma şerefine sığınmak suretiyle onların şerrinden korunalım. Onların sakallarına göre tarak vererek sevgilerini kazanalım. Seleflerinin uğradığı büyük zulmü ve korkunç zilleti analım. Al-i Muhammed (s.a.)’in başına gelenlerden dolayı onlarla ağlaşalım. Örnek ve önderleri olan seleflerinin imamları hakkında güzel sözler sarf ederek gözlerine girelim. Böylece hareket ederek kendi hallerini; şeriatlarının bildirdiklerini gözlerinde büyütüp gösterince şeriata uymak onlara zor gelsin ve bize, onları dinden çıkarmak, dinsizleştirmek kolay olsun. Eğer onların Kur’an’ın zahir ve haberlerin mütevatirlerinden bağlanmaya devam ettikleri olursa, “unutulmasın ki, zahirlerin suları ve batın yönleri vardır, ahmaklığın alameti zahirlerine bağlanıp kalmaktır, akıllılık ise batınına inanmaktır” gibi telkinlerle onları evhama boğarız. Sonra da aralarında Kur’an’ın zahirlerinden asıl muradın neler olduğuna dair bizim inancımı yayarız. Onları inandırırız. Bu tarzdaki faaliyetlerimizle rafızilerin de aramıza katılmalarıyla çoğalırız ve onlara katılmak, onların zaferlerini kendi zaferimiz gibi görmek suretiyle yavaş yavaş diğer fırkaların hakkından geliriz.”

Sonra şöyle dediler: “Bizim yolumuz, mezhebimize fayda sağlayacak, yardım edecek bir adam seçmektir. Onun Ehli Beyt’ten olduğunu ileri sürerek bütün halkın ona bi’at etmesi gerektiğini; ona itaat etmelerinin açıkça anlaşıl-dığını; çünkü onun Resulullah’ın halifesi olup hata ve yanlışlara düşmekten Allah Teala tarafından korunmuş bu-lunduğunu iddia ederiz. Önemli bir nokta da şudur: Bu daveti masum olarak anons ettiğimiz halifenin yakınlarında yapmayız. Çünkü yakın beldelerde yapılacak davet suları ortaya dökebilir. Uzaklık çok, mesafe fazla olunca davete icabet eden kişi halifenin durumunu, hata edip etmediğini ne zaman kontrol edebilsin, görüp bilebilsin! Onun işinin gerçek yönüne muttali olabilsin?”





Batınilerin Amacı

Onların maksadı saltanatı, idareyi ele geçirmekti. Müslümanların mallarına, ırzlarına el atmaktı. Kendileri hakkında inandıklarından ötürü, müslümanlardan intikam almaktı. Bu sebeple onların kanlarını döktüler. Akla gelmedik bela-ları başlarına musallat ettiler. İşte bunlar varmak istedikleri hedeflerin aslıdır. Ey okuyucu, sana batınilerin mez-heplerinin pisliklerinden, inançlarının rezaletlerinden açıklayacaklarımız hüküm vermen için yetecektir.


Batıniliğin Yöntemleri

Batınilerin tuzaklarının dereceleri; fesatlarının açık olmasına rağmen bu tuzaklara düşülmesinin sebepleri hakkın-dadır. Bu konu iki fasıldır.

Birinci Fasıl: Tuzaklarının dereceleri. Onlar bu dereceleri dokuz basamak halinde sıraladılar. Her basamağın bir ismi vardır. Sırasıyla şunlardır: Rızk (yemleme), teferrüs (avlama), te’nis (alıştırma), teşkik (şüpheye düşürme), ta’lik (boşlukta bırakma), rabt (bağlama), tedlis (hile yapmak), telbis (kafasını karıştırmak), hal’ (ayırmak), selh (soymak)dır.

Şimdi bu basamaklardan her birini tafsilatlı olarak açıklayalım. Bu tuzakların bilinmesi, ümmetin tamamı için çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Rızk ve Teferrüs (yemleme ve avlama):

Onlara göre, Batınilik misyoneri, dainin zeki, anlayışlı, sağlam duygulu, ileri görüşlü, bir kimsenin dış görünüş ve fiziki yapısına baktığında derununu kavrayabilen kabiliyette olması lazımdır. Dai, üç hususta usta olmalıdır.

Bunlardan en önemli olanı, mezhebe yavaş yavaş davet edilmesi istenen ve şartları taşıyan kişilerin, inançlarının hilafına olan telkinleri gerçekten mi kabul ediyor yoksa yumuşak huylu oluşundan dolayı kabul eder gibi mi gözü-küyor, ayırt edebilmelidir. Bunlar içinde güvenilir olanları seçebilmelidir. Çünkü nice adamlar vardır dinlediğine karşı katıdır. Bağlı olduğu inancından onu koparmak mümkün değildir. Dai böylelerine boşuna nefes tüketmemeli-dir. Dai böylelerden ümidini kessin. Telkin ettiğinden netice alacağı kimseyi araştırsın. Bu gibilerin hangi vasıflan taşıdığını bu kısımdan sonra anlatacağız. Yine prensiplerine göre her hal ve durumda çorak araziye tohum saç-maktan; ışık bulunan evlere davet için girmekten, yani Abbasileri (Allah düşmanlarının çatlayıp patlamalarına rağ-men devletlerini devam ettirsin) davet etmekten sakınmamız gerekir, derler. Çünkü bu tohum kıyamete kadar da beklense çimlenmez. Çorak arazide bitkinin yeşermediği gibi. Onlar yine fazilet sahibi ve ileri görüşlü kimselerin bu yollarla yani gizli tuzak ve cidal metoduyla davet edilmelerini de yasaklarlar. Bunu, içinde ışık bulunan eve girmeyi yasaklamak tarzında ifadelendirirler.

İkincisi: Zahiri olanları batıni manalara döndürmede kıvrak zekalı ve çabuk kavrayışlı olmalıdır. Zahiri suretiyle olanı, ya lafzının iştikakı, yahut sayılarından bir şeyler telakki etmek suretiyle veyahut da münasip bir benzetme ile en iyi şekilde değerlendirebilmelidir. Özet olarak: Davet edilen kişi Kur’an ve Sünneti yalanlamayı kabul etmezse o zaman onun kalbinden daha önceden anladığı manayı çıkarmak ve sözü bu bid’ata uygun bir manaya kullanmak gerekir. Bu suretle, neticede diliyle yalanlasa bile onu gönülden kabul etmez hale gelir.

Üçüncüsü: Rızk ve teferrüste herkesi aynı yola çağırmamak gerekir. Aksine, önce davet edeceği kimsenin inancı-nı araştırmalıdır. Yaratılış ve mezhebinde meylinin neye olduğunu öğrenmelidir. Eğer yaratılışını zühde, takvaya, temizliğe ve ibadette titizliğe meyilli bulmuşsa onu taata, itaat edilecek kişinin emrini yerine getirmeye ve ona boyun eğmeye davet etmelidir. Şehvetlere düşkünlükten yasaklamalıdır. Doğruluk, iyi muamele ve güzel ahlak, ihtiyaç sahiplerine kanat germek, marufu emr, münkerden nehyin gerekliliği gibi hususlara, ibadet vazifelerini ve emanetleri yerine getirmeye çağırmalıdır. Eğer yaratılışı ciddiyetsizliğe, utanmazlığa ve nefsine düşkünlüğe meyilli ise; ona ibadetin aptallık, veraın ahmaklık olduğu telkin edilir. Mükellefiyetler altında inleyen bu kimseler, ağır yükler yüklenmiş eşeklere benzer. Akıllı olmak, şehvetlere uymaktır. Geçip giden ve ömrün bitiminde lezzetlerini geri getirmeye imkan olmayan bu dünyadan tat almaktır, hızlı yaşamaktır. Ayrıca eğer davet edilecek kişi şii ise o mesele açılırken işin aslının, Teymoğullarına, Adiyy oğullarına, Ümeyye oğullarına, Abbas oğullarına ve kollarına buğz ve düşmanlık; onlardan ve onlara tabi olanlardan uzak durmak (teberri), salih imamlara dostluk (tevelli) ve Mehdi’nin çıkışını beklemek olduğu belirtilir. Eğer davet edilecek kişi harici ise ona ümmetin Ebubekir ve Ömer’i seçmekte birleştiğini, bir kimseyi ancak ümmetin başa geçirebileceği hatırlatılır. Bu safhada davet edilenin davetçi-ye kalbi yatışana kadar yukarda anlatılan şekilde hareket edilir. Bundan sonra aşağıda anlatılacak basamaklara uygun olarak yavaş yavaş sırlar ona açıklanmaya başlanır. Eğer davet edilen, yahudi, hrıstiyan veya mecusi ise, ileride açıklayacağımız şekilde, onunla da bu anlattığımız şekilde inancına, mezhebine uygun bir muhavere sürdü-rülür.

Te’nis (alıştırma):

Bu, davet edilmesi kararlaştırılan herkese severek yaptığı ve meylinin akdığı iyi işlerde uymak ve ona uygun hare-ket etmektir. Araştırmanın ilk basamağı, batıniliğe davet edilecek kimsenin sevdiği, inandığı ve şeria-tında bulunan bir işi, ibadeti onun göreceği bir tarzda işlemektir. Dai ve mezunlara her gece davete ilgi duyanlar (müstecib)dan birinin yanında gecelemeleri ve sesi güzel birinin bir müddet kendilerine Kur’an okumasını sağlayacak tarzda arkadaşlık etmesine gayret göstermeleri talimatı verilmiştir. Bütün bunları dainin ağlatacak tesirli sözlerinden ve kalplere hoş gelen yumuşak mevizelerinden bir kısım takip eder. Bunun peşinden de sul-tanlara, zamanın alimlerine ve halkın cahillerine ta’n, saldırı ve sövmeler gelir. Bütün bunlardan Resulullah (s.a.)’ın Ehli Beyti’nin bereketi ile yakında kurtulunacağı hatırlatılır. O (dai) bunları yaparken ara sıra ağlar ve derin ahlar çeker. Bir ayet veya hadis zikredildiği zaman bunun kelimelerinde Allah’ın sırları bulunduğunu söyler. Bu sırları ancak Allah’ın yarattıkları içinde seçtiği ve ziyade lutfu ile farklı kıldı-ğı kişiler bilebilirler. Eğer bütün gece boyunca ağlayarak teheccüt namazı kılmaya gücü yetiyorsa bu işi ev sahibinin yanında bulunmadığı zaman ve fakat onun farkedeceği tarzda işler. Sonra onun haberdar olduğunu hissederse ibadetini gizlemeyi isteyen bir havada yatağına çekilir. Bütün bunlar davet ettiği kişiyle yakınlık ve dostluğunu pekiştirmek, onun gönlünün kendi sözlerine meyletmesi ve akması içindir. İşte te’nis basamağı budur.

Teşkik (şüpheye düşürme):

Te’nis basamağından sonra dainin, daveti kabul eden kişinin samimi olarak bağlandığı hususlardaki inancını sar-sacak şekilde değiştirmeye gayret etmesi demektir. Bunun yolu da şeriat tarafından kararlaştırılmış; anla-şılması kolay olmayan hususların hikmetlerini ayetlerden müteşabih olanların ve makul bir mana ihtiva etmeyen her şeyin hikmetini sormakla işe başlamaktır. Müteşabihlerin manası ile ilgili olarak mesela şöyle sorar: “Elif-lam-mim, ha-mim” ve daha başka bunlara benzer sure başlarının manası nedir? Şunu da ilave eder: “Bunlar daha sonraki sözlere uygun olarak sadece laf olsun diye mi söylenmiştir, yoksa bunların altında gizlenmiş ve başkalarında olmayan bir sırrın tayini mi kastedilmiştir, bunu düşünmelisin.”

Dainin yapacağı bir başka iş de şer’i hükümler hakkında da şüphe uyandırmaktır:
*Hayızlı kadının namazı kaza etmeyip orucu kaza etmesinin sebebi acaba nedir?
*Bir başka soru, temiz meniden dolayı neden yıkanmak vacip oluyor da sidikten dolayı olmuyor?
*Kur’an’ın verdiği haberler hakkında da şüphe uyandırır. Şöyle söyler: Neden cennetin kapısı sekiz de cehenne-minki yedi? Allah’ın “O gün Rabbı’nın arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir” sözünün manası nedir?
*Yine “Orada ondokuz bekçi vardır” sözündeki ondokuzun yirmiye tamamlanmasına kafiye sıkıntısı mı mani ol-muştur? *Yoksa bu lisanın kullanılış hükmüne uygun olarak mı sevk edilmiştir?
*Yoksa bu kayıtlama altında bir sırrın düşünülmesi kastı mı yatmaktadır. Şüphesiz burada bir sır vardır. Bu sırrı peygamberler ve ilimde derinleşmiş olanlardan başkası bilemez, hükmüne varmak mı uygundur? Bana göre bunun bir sırdan mahrum ve gizli bir faydadan uzak olma ihtimali yoktur. Bütün bunlara rağmen halkın bundan gafil olmasına ve bu sırrı ciddi surette öğrenmeye gayret etmesine şaşmamak elde mi?

Bundan sonra alemin yaratılışı ve ademoğlunun bedeni hakkında bilinen bilgilerden şüphe ettirir ve şöyle der: *“Gökler neden altı veya sekiz değil de yedi kattır? Neden gezegenler yedidir. Burçlar onikidir?
*Bedeninde sadece iki delik varken neden ademoğlunun başında iki göz, iki burun deliği, iki kulak ve ağız olmak üzere yedi oyuk vardır?
*Neden ademoğlunun başı mim harfi şeklinde, kolları uzatıldığında ha harfi şeklinde, beli de mim şeklindedir ve ayakları da dal harfi şeklindedir? Bunları bir araya getirdiğinizde (Muhammed) sözü ortaya çıkar? Bunda bir ben-zetme ve sembol olduğunu düşünmez misin? Bu acayiplikler ne büyüktür?! Halkın ondan gafil olması ne büyüktür?

Bu yoldaki şüphelendirmelerine, daveti kabul eden kendi nefsinden şüphe edinceye kadar devam eder. Kişi kendi-sinden bile şüphe etmeye başlar. Dai görünenlerin altında, kendisinden ve düşüp kalktığı, konuştuğu kimselerden gizlenmiş sırların olduğuna inandırır ve bu sırları bilmek, öğrenmek için onda istek uyandırır.

Talik (boşlukta bırakma):

Batınilik propagandacısı dai, batınilik adayı müstecibe şüphe uyandırdığı noktalarda, açıklamasını istediği vakit, onu rahatlatmaz bazı hususları saklar ve onu ortada bırakır, gözünü korkutur ve işi büyük gösterir. Dai şöyle der:
- Acele etme! Çünkü din, bilir bilmez onunla uğraşmaktan veya onu layık olduğu makamın dışında bir yere oturt-maktan, ehil olmayanlara açıklanmasından daha yücedir. Heyhat! Heyhat!

Siz ikiniz Su’da’nın sırrını öğrenmeye geldiniz.
Beni Su’da’nın sırrı hususunda pek cimri bulacaksınız.

Sonra yine şöyle der:

-Acele etme! Ben seni uygun bir seviyede bulunca bu sırrı açıklarım. Şeriat sahibinin sözünü işitmedin mi? ‘Şüphe-siz bu din çok metindir- Onunla yumuşaklıkla, ciddi bir şekilde uğraş. Aceleci insan ne bir adım ileri gidebilir, ne de hayvanında hayır bırakır.” Bir nalına bir mıhına vurarak onu böylece yönlendirmeye devam eder. Sonunda bakar, eğer kendisinden yüz çevirmiş ve ona ihanet etmiş görürse:
-Bu boş adamla ne işim var benim, şu şüphelerin hararetine onun göğsü dayanmaz der ve ondan ümidini keser. Eğer onu kendisine candan bağlı görürse bir vakit tayin eder. Sırrı açmazdan önce oruç tutmasını, namaz kılmasını ve tövbe etmesini emreder. Bu sır işini adamakıllı büyütür. işi şu noktaya kadar vardırır ki, vakit gelince:
-Şüphesiz bu sırlar gizlenmiş sırlardır ve ancak iyice tahkim edilmiş, emniyetli yerlere tevdi edilir. O halde sığınağı-nı sağlamlaştır, tahkim et, gediklerini kapat ki, sana onu tevdi edeyim, der. Daveti kabul eden bu sözlere şöyle mukabele edecektir:

-Bunun yolu nedir? Hemen cevap verir :

-Bu sırrı saklamak ve kaybolmaması için korumak hususunda senden Allah’ın ahd ve misakını alacağım. Çünkü bu sır fevkalade değerli bir inci ve nefis bir gerdanlıktır. Ona rağbet edenin ilk önce en basitinden yapacağı iş onu kaybolmaktan korumaktır. Allah da bu sırları peygamberlerine onlardan ahd ve misak almadan tevdi etmedi Bu sözünün ardından şu ayetleri okur: “Hani biz peygamberlerden söz almıştık senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Mu-sa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz onlardan pek sağlam bir söz aldık.” “Mü’minler içinde Allah’a verdik-leri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” “Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı üzerinize şahit tutarak, yeminleri pekiştirdikten sonra bozmayın. Şüphesiz Allah, yapacağı-nız şeyleri pek iyi bilir.” Peygamber (s.a) de halifelerine ahd almadan ve Şecere-i Rıdvan altında bi’at almadan ensara bu sırrı açmadı. Eğer sen gerçekten arzuluysan onu saklayacağına dair bana yemin et, ondan sonra sen artık hayırlılardan olacaksın, eğer onun gerçeğine ulaşabilirsen çok yüce bir yüceliğe ulaşacaksın, şayet yemin etmek istemiyorsan bu sürpriz olmaz. Çünkü herkesin yaratılışı farklıdır. O takdirde bizim ölçümüz şudur: Sen yemin etmedin ama bir şey de duymadın. Bu bakımdan bu doğru yeminden dolayı sana bir zarar gelmez.

Yemin etmeye yanaşmaz ise onu salıverir, eğer kabul eder ve ona evet derse yemin ettirir ve ondan yeminine vefa göstermesini ister.

Rabt (bağlama):

Diliyle hiçbir zaman bozamayacağı, bozmaya cesaret edemeyeceği en ağır yemin ve en büyük ahitlere bağlanma-sıdır. İşte bir ahit örneği: Dai müstecibe söyle der: “Sen artık Allah’ın ahdini ve misakını Resulü (s.a)’ın zimmetini, peygamberlerin ahd ve misak olarak Allah’tan aldıklarını üzerine almış bulunuyorsun. Seni artık benim işim, gerçek devlet başkanı Mehdi’nin bu beldedeki vekilinin işi; onun kardeşleri ve arkadaşları, çocukları, aile efradı ile ilgili işler hakkında, Mehdi’ye bu din üzerinde itaat edenler ve ona, onun taraftarlarına, erkek, dişi, büyük, küçük kim olursa olsun bağlananlarla ilgili benden duyduğunu duyacağın, öğrendiğin öğreneceğin her şey hakkında bana bağlandın, esir oldun. Bu hususlarla ilgili az veya çok hiçbir şey açıklamayacaksın. Benim konuşmana izin verdikle-rim başka. Bir de tabii bu belde veya başka beldede işin sahibi (Mehdi’nin vekili)’nin izin vermesi müstesna. Bu taktirde bizim sana izin verdiğimiz, sınırlarını çizdiğimiz miktarda bu işi yapabilirsin. Kat’iyyen sınırı aşmayacaksın. Artık sen kendine söylediğim ve boynuna borç kıldığım hususlarda vefa göstermek yükünü yüklendin. İyi halinde de, kötü halinde de; kızgınlığında da, neşeli halinde de bu yüke vefa göstereceksin. Sen, benim sana söylediğim ve senin yanında nefsimi yasaklayacağın şeyler hakkında açıklamalarda bulunduğum hususların hepsinde bana uyacağına dair Allah’ın ahd ve misakını yüklendin. Bize ve Allah’ın dostu olan imama karşı açık olsun, gizli olsun her zaman samimi olmaya, Allah’a ve O’nun dostuna, kardeşlerinden ve dostlarından ve bizden kim olursa olsun,, hiçbirine hangi sebeple olursa olsun ihanet etmemeye en ağır sözü verdin. Aile, çoluk çocuk, mal mülk ve nimet gibi sebepler, başka bir ahd ve misak, düşünce bu ahd ve misakın iptaline bahane olamaz. Eğer yeminini bozdu-ğunu bile bile bunlardan birini yaparsan artık sen, Allah’tan, onun evvelki ve sonraki peygamberlerinden, mukarreb meleklerinden, geçmiş peygamberlerine indirdiği kitapların hepsinden beri olmuşsundur. Bütün dinler-den çıkmış say kendini. Allah’ın partisinin, onun dostlarının partisinin dışında kalmış, şeytan ve onun dostlarının partisine girmişsindir. Eğer tevilli veya tevilsiz bir şey üzerine yemin ettiğin herhangi bir konuda yeminini bozarsan Allah seni açık bir şekilde perişan etsin ve intikamını hemen alsın, cezanı çabuk versin… Bunlardan herhangi birine uymazsan Allah için adak haccı olmak üzere, otuz defa yalın ayak yürüyerek haccetmek boynuna borç olsun. Eğer bunlardan birine uymazsan yeminini bozduğun anda sahip olduğun malın mülkün hepsi aranızda hiçbir akrabalık bağı bulunmayan fakir fukaraya sadakadır. Yeminini bozduğun anda sahip olduğun bütün kölelerin hürdür. Sahip olduğun bütün kadınlar, nikahlanacağın hanımlardan her biri bir daha nikahlama imkanı olmayacak tarzda üç defa boşanmış olsunlar, eğer bunlardan herhangi bir şeye muhalefet edersen. Yemini bozma hususunda bir niyet bes-lersen, kalbinde bir şey gizlersen bu, benim sözünü ettiğim ve başından sonuna kadar boynuna borç olan yemine aykırıdır. Niyetinin doğru olduğuna ve kalpten bağlandığına Allah şahittir. Benimle senin aranda da şahit olarak Allah yeter, der ve:
-Evet de! der, o da:
-Evet, der. İşte bu, rabt’tır.

Tedlis (hile yapma):

Dai, yemin ve ahd almanın pekiştirilmesinden sonra, sırları müstecibe (adaya) bir defada cömertçe açıvermez. Tedrici (aşamalı) hareketi benimser ve şu hususlara dikkat eder:

1- İlk önce sadece mezhebi hatırlatmaya, daha ileri gitmemeye itina eder ve şöyle der: Cehaletin bayrak sallayanı, noksan akıllı, tutarsız görüş sahibi insanların verdikleri hükümdür. Onların, Allah’ın seçkin kulları, imamları ve yeryüzünün direkleri olan, Allah’ın Resulü’nün kendisinden sonra gelen halifelerine uyup bilgi ve emir telakki etmekten yüz çevirmeleridir.

Allah’ın gizli sırlarını, bir hazine halinde sakladığı dinini kendilerine teslim ettiği şu zevahirin batıl yönlerini ve şu misallerin kendilerine açılan sırlarını, sapıklıktan kurtuluş ve doğru yolu bulmak Kur’an’a ve Ehl-i Beyt’e dönmekle olur. İşte bunun için Peygamber (s.a.) kendisine: “Senden sonra gerçek nereden öğrenilecek.” denildiğinde:

“Kur’an ve soyum sopumu bırakmadım mı?” buyurdular. Bununla da kendisini takip edenleri kastettiler ve onlar Kur’an’ın manalarına bihakkın vakıftırlar.

İlkönce bu kadarla yetinir, imamın söylediklerinin tafsilatını açıklamaz.

2-Gerçeği idrak etme prensiplerinin ikincisi -ki o Kur’an’ın zahirleridir- iptali için tuzak kurmaktır. Mezhebe davet edilen eğer gerçeği öğrenmek isterse; ya aklın prensiplerinden tefekkür, teemmül ve nazara sığı-nacaktır. Zaten Allah Teala da bunu emretmiştir. Bu takdirde öğrenmenin (talim yolu) ve tabi olmanın gerekliliğini anlatır. Tefekkür, teemmül ve akıl yürütmenin güvenilir olmadığını bildirir. Yahut da mezhebe davet edilen kişi gerçeği öğrenmek için Kur’an’ın ve Sünnetin zahirlerine sığınır. Böyle bir durumda ona bu zahiri sözlerin uydurma ve karışık olduğunu söylese mezhebe davet edilen onu dinlemeyecektir.

Onun için, “Kur’an ve sünnet bu sözleri kabul eder” der,
fakat onun kalbinden doğru olan manayı söküp atmak için: “Bu zahirdir. Onun batını vardır, asıl, öz olan odur. Ona nispetle zahir kabuk gibidir. Bu kabuktakilere, gerçekleri idrak etmek istemeyenler kanarlar” der. Böylece o kişinin yapışabileceği ne akıl kalır ortada, ne de onu rahatlatacak nakil.

3-Kendini, ümmetin hepsine muhalif, dinden mezhepten çıkmış biri olarak göstermemesidir. Çünkü bu gibisinden gönüller nefret eder. Fakat doğru mezhep ve yoldan en uzak, hurafeleri kabule en uygun olan fırka-lardan birine müntesip olarak gösterir kendini. Onlarla kendini gizler. Ehli beyt sevgisi ile şirin gözükür. Bun-lar rafızilerdir.

4-Sözüne ilk önce şöyle başlamasıdır: Batıl apaçıktır. Gerçek ise işittiklerinde çoğunluğun onu inkar edecekleri ve ondan nefret edecekleri ölçüde incedir ve anlaşılması zordur. Cahil talipler arasında ger-çeği isteyenler ve onu söyleyenler bir iki kişidir. Çok azdır. Bu sözleri akıl yürütmenin ve nakildeki zahiri manaların inkarı suretiyle herkesten ayrılması başkalarından farklı olmasını kolaylaştırmak için söyler.

5-Eğer onu topluluktan, cemaatten ayrı kalmaktan nefret eder bir havada bulursa şöyle der:
-Sana bir sır vereceğim iyi koru! Eğer: “Peki” diye cevap verirse: “Filan ve falan bu mezhebe inanıyorlar, fakat onlar bunu saklıyorlar” der ve müstecibin zeka ve kavrayışlarını takdir ettiği faziletli kimselerden bazıla-rını zikreder. Yalnız bu zikredilenlerin uzak bir memleketten olmasına, ona kolayca müracaat edemesin diye, bilhassa, dikkat eder. Nitekim davetlerini de imamların durağı ve memleketinden uzak bir yerde icra ederler. Çün-kü eğer onlar daveti imamın yakınında açıklarsa onun hakkında söylenenler, onun çeşitli halleri hakkında tevatür derecesinde bilinenlerle rezil rüsva olurlar.

6-Bu taifenin güçlü bir şekilde ortaya çıkmalarını temenni eder ve bunu ima eder. Aynı şekilde bunların işlerinin her tarafa yayılmasını, görüşlerinin yücelmesini, düşmanlarına karşı zafere ulaşmalarını, ellerinin genişle-mesini ve her birinin dünya ve ahiret saadetine ulaşacak ölçüde muratlarına ermelerini de temenni eder ve bunla-rın böyle olacağını ima eder. Bu ima ve temennilerinin bazılarını yıldızlardan, eğer imkan olursa, bazılarını da baş-kasının dilinden müstecible ilgili uydurma rüyalardan çıkarır. Bunlarla irtibatlandırır.

7-Dainin uzun süre bir memlekette ikamet etmemesidir. Durumu ortaya çıkar ve öldürülebilir. Onun bu hususta ihtiyatlı davranmalı ve insanlardan işini gizlemelidir. Kendini bir topluluğa bir isimle, diğerine, başka bir isimle tanıtmalıdır. Yok edilme korkusundan dolayı daha tedbirli olabilmek için zaman zaman elbisesini ve görünü-şünü değiştirmelidir. Bütün bu tedbir ve hazırlıklardan sonra yavaş yavaş alıştıra alıştıra müstecibe tafsila-tını aktarır ve inançlarından bahsedeceğimiz hususları ona zikreder.

Telbis (kafasını karıştırma):

Rafızilik adayına öncelikle halk katında yaygın, kolaylıkla kabul edebileceği açık şeylerin sunulması-dır. Zamanla bunlar adayda yerleşir, bunları benimser. Sonra yavaş yavaş bunlardan batıl neticeler çıkartır. Şu sözleri bunlardan bazı örneklerdir: Şüphesiz nazar ehlinin çelişkili sözleri vardır. Herkes de kendi görüşünün doğru-luğunu kabul eder. İşin cevherine vakıf olansa sadece Allah’tır. Allah’ın hakkı gizlemesi ise caiz değildir. (Fakat) bütün işleri kör dövüşü iş gören halka (havale etmesine de) hiçbir sebep yoktur. Bunun gibi daha nice yanlış sonuç veren muhakemeler yürütür.

Hal’ Ve Selh (ayırmak ve soymak):

Bu ikisi aslında aynı şeydir. Aralarındaki fark: hal’ amelle ilgilidir, müstecibi şer’i sınırlamalar ve tekliflerin terki noktasına ulaştırdıklarında:
-Sen artık hal’ derecesine ulaştın, derler. Selh ise; dinden hal’ demek olan itikatla ilgilidir. İnancı kalbinden söküp attıklarında buna selh derler ve bu rütbe(!)yi en büyük varış (el-Belağü’l-Ekber) diye isimlendirirler.

İşte onların halkı yavaş yavaş kandırdıkları yollarla ilgili tafsilat bunlardır. Gören ibretle baksın, dininde sapıklığa düşmemek için Allah’a istiğfar etsin.

İkinci Fasıl: Bu fasıl onların yollarının bozukluğuna delillerinin zayıflığına rağmen, davetlerinin ya-yılmasının sebebini ve tuzaklarına neden düşüldüğünü açıklamakla ilgilidir.

Eğer, sizin açıkladığınız yüceliklerin akıllı bir kimseden gizli kalması tasavvur edilemez. Biz insanlardan pek çok kimseyi ve yığınlarla toplulukları onların dinine tabi olmuş ve inançlarına uymuş gördük. Her halde siz onların inançlarına muhalif olduğunuz için mezhepleriyle ilgili haklarında naklettiğiniz hususlarda onlara zulmediyorsunuz. En yakın ihtimal, ilk akla gelen budur. Çünkü sözü edilen sırları açıklasalardı gönüller onlardan nefret edecekler ve hilelerine muttali olacaklardı. Onlar da bunu ancak ahd ve misaklardan sonra mubah gördüler ve inanç bakımından kendilerine uyanların dışındakilerden sakladılar, korudular. Onlar inançlarını gizleyip dur-dukları diyanetlerini örtüp kapattıkları halde siz bunları nereden öğrendiniz? denilirse, akla böyle şeyler gelirse, bu sorulara şöyle cevap veririm: Önce onlar hakkında öğrenilenlerin nerelerden öğrenildiği sorusuna cevap vereyim: bunu biz pek çok kişiden öğrendik. Bunlar, onların dinine girmiş, davetlerini kabul etmiş, sonra da sapıklıkları konusunda uyanmış ve azdırmalarından kurtulup apaçık gerçeğe dönmüş kişilerdir. Onlardan duydukları sözleri, işte bunlar bildirdiler.


Batıniliğe Geçenlerin Özellikleri

Yeryüzünün bazı mıntıkalarında halkın onlara boyun eğmiş olmalarının sebebine gelince: Kendi davetlerini kabul eden bazı kişilerin dışında bu iş ifşa edilmiyor ve daiye şu tavsiyede bulunuyorlar: “Sakın ha herkese tek bir metot uygulama, bu mezhepleri kabul etme ihtimali olan herkesin selh noktasına ulaşması mümkün değildir. Yine hal’ noktasına ulaşan, herkesin selhe ihtimali olmayabilir. Dai insanlara akıllarının ereceği ölçüde, akıllarına göre ko-nuşsun.” İşte bu tuzaklara kapılmanın ve bunların revaç bulmasının sebebi budur. Eğer, bu mezhebin gizliliğine rağmen, batıl oluşu apaçıktır. Nasıl oluyor da akıllı bir kimse bu tuzağa düşüyor, denirse buna da şöyle cevap veririz: Bu tuzağa ancak doğru görüşten ve normal davranıştan inhiraf edenler düşüyorlar. Akıllarında, doğru yolları göstermeyecek ve serabın gözünü kamaştırması suretiyle tuzağa düşürecek, bazı arızaları vardır. Bunlar sekiz çeşittir.

1-Bu gruptakilerin yaratılışlarındaki aptallık ve ahmaklıklarından dolayı akılları (zayıf, basiretleri kıt, din işlerinde görüşleri sathidir. Zenciler, kara cahil bedevi araplar, kürtler ve acemlerin ayak takımı ve gençlerin serserileridir. Belki bunlar insanların sayıca en çoğudur. Bunların sözünü ettiğimiz mezhebi kabulü nasıl uzak ihtimal olabilir? Biz, Basra’ya yakın bazı şehirlerde, insanlara tapan topluluklar görüp duruyoruz. Bunlar taptıkları insanların Şebasiyye diye tanınmış atalarının tanrılığa varis olduklarını zannetmektedirler. Bir topluluk da Ali (r.a.)’nin semalar ve arzın ilahı, alemlerin rabbı olduğuna inanmaktadır. Bunlar sayılamayacak kadar, bir şehrin alamayacağı kadar çok bir kitledir. Şeytan musallat olunca, kendisini perişanlık kaplayınca, insanın cehaleti-nin bu neticesine çok şaşmamak gerekir.

2-İkinci grup atalarının devleti- İslam Devleti tarafından ortadan kaldırılanlardır. Bunlar, tekrar dev letlerini diriltmek isteyen kisraların, dihkanların oğulları, mecusilerin çocukları vb. menfaatleri ellerinden giden kimselerdir. Kin bunların göğüslerinde onulmaz bir dert olarak yer etti. Batıl inançlıların hayalci tahrikleri bu derdi kurcalayınca göğüslerindeki kinin ateşini tutuşturdu ve onlar ihtilallerini yerleştirmek, düzenlerini yeniden kurmak ve intikam almak hülyasıyla her muhali kabul ettiler.

3-Makam, mansıp ve iktidar yolunda yükselmek, istila ve sulta kurmak için çabalayıp duranlar üçün-cü bir gruptur. Yalnız bunlara zaman yardım etmemiştir. Tam aksine günler ve geceler akranlarıyla yarışta onları engelleyici şeylerden başka bir şey getirmediler. Bunlar hayallerine kavuşmak ve düşmanlarından intikam almak fırsatları verildiğinde emellerini gerçekleştirebilecekleri her şeyi derhal kabul ederler. Nitekim şöyle denilir: “Bir şeyi sevmen seni kör eder, sağır eder.” Aynı duygu ve düşünceleri başı derde giren müslümanlardan da herkes paylaşır. Bu kimseler zafere ve ihtilallerini yerleştirmeye şu tecrübesiz geri zekalıların yardımından başka bir çare göremezler. Doğrusu bu gibi durumlar, hayallerini gerçekleştirmeye onlar için bulunmaz fırsattır.

4-Yaratılışlarında diğer insanlardan farklı olma, özel kişi olma özelliği olan gruptur. Bunlar diğer insanlara benzemeyi, basitlik olarak değerlendirirler. Kendileri onlardan yücedir. Bu sebeple özel bir sosyetede yerleri olmalıdır. Bununla şeref kazanmalıdırlar. Gerçeklere sadece kendilerinin muttali olduklarını zannederler. Onlara göre halkın tamamı ise cahillikte, ürkek, huysuz eşeklere, başı boş hayvanlara benzer. Bu sakim anlayış, geri zekalı cahiller bir tarafa, zeki kişilere de musallat olan amansız bir derttir. Bütün bunlar garip de olsa, nadir bulunana sevgi duymak, bereketli de olsa, yaygın olandan nefret etmektir. Bu, halktan bir kısmının seciyesidir. Tecrübe bunu gösterir, müşahade buna delalet eder.

5-Bu sınıf akıl yürütme (nazar) yolunu benimsemişlerdir. Fakat bu yolda müstakil hükme varma derecesi-ne erişememişlerdir. Her ne kadar cahillerin seviyesinden yükselmişlerse de devamlı tembellik ve gaflet onların özelliklerindendir. Halkın sevmediği ve çok anlaşılmaz meseleler olarak gördüğü işlerin anlaşılmasında fevkalade kavrayışlı gözükmeyi tutku haline getirmişlerdir. Bilhassa, faziletçe meşhur bir kişiye nispet edilen bir şey husu-sunda yaratılışı gereği o kişiye benzemek için yanıp tutuşur. Ben nice topluluklar gördüm, sırf Aristo, Eflatun ve meşhur olan filozofları taklit ederek inanç itibariyle tam manasıyla küfre girmişlerdir. Küfre inanmış-lardır. Onları buna sevk eden amil sadece taklittir. Filozoflara benzemek tutkusudur. Onların sınıfına girebilmektir. Zeka ve fazilet olarak kendilerinin aşağısında gördükleri kimselerle aynı kulüpte olmamaktır.

6-Bu sınıf şia içinde, rafıziler arasında yetişmiş olanlardır. Bunlar sahabeye sövmeyi din edinmişler, buna inanmışlardır. Sövme konusunda batınilerle yardımlaşmayı uygun buldular ve nefisleri onlara yardım etmeye, onlarla dost olmaya meylettirdi. Ayrıca diğer hususlarda da onlarla beraber sürüklenip gittiler.

7-Filozofların, düalistlerin ve din konusunda şaşırmışların mülhitlerinden bir topluluktur. Bunlar, şeriatın şurdan burdan derlenip telif edilen kanunlar; mucizelerin ise, yaldızlanıp süslenen, göz boyayan fevkalade olaylar olduğuna inanırlar. İki güruh batınilere mensup olanların kendilerine ikram ettiklerini, kesenin ağzını açtık-larını ve kendileri için para saçtıklarını görünce dünya malına tamah ve ahireti istihkar için derhal onlara yardıma koşarlar. İşte bu güruh batınilerin lehine şüpheler ürettiler. Sözü yaldızlayıp hakkı batıl göstermenin yollarını alla-yıp pullayarak gösterdiler. Cedel yollarını, mantık kaidelerini dış görünümü itibariyle tuzak olarak hazırladılar. Külli müphem ifadeler ve tumturaklı sözler altında muğalata ve bulandırma yollarını hazırlayıverdiler. Öyle ki zayıf gö-rüşlü kimselerin çoğu bunların düğümünü çözüp şüphe perdesini aralayarak onların gizlediklerini açığa çıkaramaz.

8-Bu sınıf şehvetinin esiri olanlardır. Lezzetlere yavaş yavaş esir olanlardır. Bunlara şeriatın tehdit ve kor-kutmaları şiddetli, şer’i teklifler ağır gelmiştir. Bu bakımdan fısk ve fücur ile damgalanır ve ahirette kötü akıbetle tehdit edilirlerse yaşayışlarının tadı kaçacaktır. İşte bunlar kendilerinden engelleri ve perdeyi kaldıracak ve nefislerinin hoş gördüğünü hoş görerek hülasa münasip bir kapı açacak birilerine rastlarlarsa onu derhal istekle ve beğenerek tasdik ederler. (Zevkçilik’ten heterodoksi’ye geçiş) Her insan heva ve arzusuna uygun geleni, maksat ve gayesine mülayim olanı tasdik eder. Bunlar ve bunların yolunda gidenler haysiyetlerini kaybetmişler, sahte yaldızlara aldananlar ve doğru yoldan gerçeklerin sınırlarından sapanlardır.

*Batıniliğin İçyüzü, İmamı Gazali, Çeviren Doç. Dr. Avni İlhan, T.Diyanet Vakfı Y., Ankara1993, sf.10-22

info@biyografi.net 
  Diğer Makalelerden Başlıklar
  •    Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
  •    YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
  •    İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
  •    İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
  •    Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
  •    ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
  •    Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
  •    Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar
  •    Boğaz'ın Meşhur Yalıları
  •    TÜRKİYE'NİN EN ZENGİN 100 TÜRK'Ü
  •    İSLAMI SEÇENLER
  •    Dersaadet Sözlüğü Yayınlandı
  •    Biyografi Market Yayında
  •    BİYOGRAFİ MARKET ALFABETİK DİZİN
  •    Mahmut Çetin “Biyografi”yi anlatacak
  •    KIRKPINAR BAŞPEHLİVANLARI
  •    ANADOLU BEYLİKLERİ
  •    Sanayi sitesinde bir biyografi atölyesi
  •    Mahmut Çetin ve Biyografi Kitabı
  •    Biyografi Kitabı'na İLESAM Ödülü
  •    Basın'da Biyografi Kitabı
  •    Biyografi Net Kitap Fiyat Listesi
  •    Biyografi Kitabı Çıktı
  •    İl il yeni milletvekilleri
  •    Osmanlı Vezirleri
  •    Bulgaristan'da Gazete ve Dergiler
  •    Kosova Edebiyatçıları ve Sanatçıları
  •    Kadın Besteciler
  •    Cengiz Aytmatov ile Konuşma
  •    Milli Sinema ve Yücel Çakmaklı
  •    Terkip Sahibi bir Aydın: Ömer Lütfi Mete
  •    Türk Tarihine Ait Yeni Sırlar
  •    Biyografi Nedir?
  •    Sağı ve solu ile aydınlarımızı ihanet içinde gören farklı bir yazar portresi: Ergun Göze
  •    196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi
  •    BLOG BİYOGRAFİ
  •    Çin Katlediyor
  •    Çin hükümetinin gözaltında tuttuğu uygurlar
  •    İran, Ahmedinejad ve Radikal Muhafazakarların Doğuş Süreci
  •    II. Meşrutiyet Dönemine Dair Hatırat Bibliyografyası Denemesi
  •    Yerli bir dünya görüşüne muhtacız
  •    Oğuzhan’ı kim öldürdü ?
  •    Kürtçe anadil Türkçe ikinci dil
  •    Buran'ın Dil Atlası Çıktı
  •    yabancılaşmış aydın, batı'nın yeniçerisi
  •    Aydın Yabancılaşması Çıktı
  •    Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun Dil Atlası
  •    'Türkiye'li Aydın'ın Dini, Türk'e Olan Kinidir
  •    Beylik Kini’nden Öteki Cephesi'ne
  •    Batıniliğin İçyüzü*
  •    Filistin Soruları
  •    Boğaz'daki Aşiret
  •    Atatürk ve Filistin
  •    Türkiye, ‘Ali Osman’ terkibini bulmuştur
  •    Çifte Standartlar Enstitüsü
  •    Menderes’ten Erdoğan’a Ankara’nın ve İstanbul’un iki caddesi
  •    Dayatan perestroika öncesinde Türk Siyasetinde statükocu rehavet



  • biyografi.net
        Tanıtım
        İngilizce Biyografi
       English Biography

        ünlü kadınlar

       Nasreddin Hoca
      ben de biyografi.net'teyim
      fıkralardan seçmeler
     
       Makaleler
       Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar
       YABANCI KELİMELERE TÜRKÇE KARŞILIK
       İSMİNİZİN ANLAMI KADIN İSİMLERİ
       İSMİNİZİN ANLAMI ERKEK İSİMLERİ
       Şehit Soma Madencilerinin İsimleri
       ‘İSLAM-SANAT-ESTETİK KONGRESİ’
       Çanakkale’de Keskin Nişancı Bir Türk Kızı Şehit Oldu
       Anayasa'da Türklük Deklarasyonu'na İmza Atan Aydınlar
       Boğaz'ın Meşhur Yalıları
       TÜRKİYE'NİN EN ZENGİN 100 TÜRK'Ü

      Biyografik Takvim
    ocak şubat mart
    nisan mayıs haziran
    temmuz ağustos eylül
    ekim kasım aralık

        Tanıtım

       İletişim
    BİYOGRAFİ NET İLETİŞİM VE YAYINCILIK
    Ayma Koop A-6 No: 121
    İkitelli / İSTANBUL
    Tel: 0542 235 72 49


    info@biyografi.net
    biyografi.net@gmail.com

    İkitelli Vergi Dairesi
    11452255634
    Tasarım: Nihat Çeliker www.webofisi.com  

     

    Ana Sayfa İletişim Künye Bu Sayfayı Yazdır Sık Kullanılanlara Ekle E-ticaret Kpss Kitapları
    Powered By Webofisi.com